Kıbrıscık yöresinde halk tüm ihtiyaçlarını kendi emeği ile karşılardı. Giyim malzemelerinden ev eşyasına kadar pek çok ihtiyaç kadınların el emeği sonucu yapılırdı. Yöresel tezgahlarda kıl ve yün ipliklerden giyim eşyaları, torba, heybe, yastık ve kilim dokunurdu. El örgüsü tek ve beş şişle yapılır, çorap, hırka ve kazaklar örülürdü. Günümüzde azalmakta olan yöresel el sanatlarımız aşağıda açıklanmıştır.
Yöresel tezgahlarda dokunur. Koyunlardan elde edilen yün fengere (iğ) denilen aletlerle ipe dönüştürülür. Bu ipler tabiattan elde edilen kök boyalarla boyanır. Boyanan iplikler çıkrık denilen aletlerde bükülür. Bükülen ipliklerin çözümü ve direk denilen tezgaha yerleştirilmesinden sonra kirkit denilen aletle dokunur. Atılan motif ilmiklerinin fazlası makasla kesilir. Hazırlanan dokuma tek gözlü olarak dikilir.
Bir kişinin beş günde yapabildiği torba, ilçe ve köylerinde omuz çantası gibi kullanılmaktadır. Torba motiflerinin isimleri ise şunlardır: zilli, altuntas, dokuzgöbek, koçboynuzu, esiranyüzü, pıtırak, karnıyank vb.
Torba gibi direk denilen tezgahlarda dokunur. Malzemeleri aynıdır. Bir metre uzunluğunda iki gözlüdür. Hayvanlarda yük taşımak için kullanılır. Ayrıca düğün, nişan, söz kesme gibi günlerde hediyelik eşyaların taşınmasında kullanılmaktadır. Torbalarda görülen aynı motifler heybede de işlenir. Bir kişi tarafından bir haftada yapılabilmektedir.
Torbada kullanılan malzemelerle direklerde dokunur. Evlerde sedir (seki) üzerinde duvara gelen bölümlere konur. Önü çeşitli desenlerde, arka yüzü ise siyah ve düzdür. İçine yün, pamuk ve bez parçaları doldurulur. Motifleri torbalarda kullanılan motiflerdir.
Yün, tiftik, ip, eski çamaşırlardan kesilen ipe dönüştürülen bez parçaları ile dokunan çeşitleri vardır. Evlerde sedirlere ve oda ortalarına serilir. Bez dokumalar, yolaklı desenlerden oluşmaktadır. Bir kişi tarafından 15-20 günde dokunur. Torba için kullanılan ipliklerle direk denilen tezgahlarda dokunur. Namaz kılmak için de kullanılanları ve güzel motifleri vardır. Namazlık adı verilenler günümüzde genellikle el işlemesi ile yapılmaktadır. Yörede dokunan motif isimleri; toplu namazlık ve elli namazlıktır.
Beyaz ve siyah ipliklerden dokunur. Dokuma tezgahlarında siyah beyaz yolaklı olarak dokunan dokumalar şul olarak kullanılır. Üzerinde renkli yün ipliklerle küçük desenler verilebilmektedir. Şullardan torba gibi dikilerek kullanılanına şuval, çok büyük olanına ise harar adı verilir. Şullar hasat sonu yıkanarak temizlenen buğdayları kurutmak için kullanıldığı gibi, oda ortalarında kilim gibi de kullanılmaktadır. Şuvallar ise buğday, un, vb. ile eşya taşımakta kullanılmaktadır. Bir kişi tarafından 5 - 6 gün içinde dokunabilir.
Gelin olacak kızı genellikle aile seçer. Bazen erkeğe sorulduğu da olur. Kız aranır herhangi bir kız üzerinde karar verildikten sonra kız evinin ağzı aranır. Kız tarafının gönlü varsa dünür gidenler iyi karşılanır ve bunlar çeşitli yemeklerle ağırlanırlar.
Eğer kız evinin gönlü yoksa dünür gidenlerin torbalarda getirdikleri hediyeler kabul edilmediği gibi ayakkabıları da atılır.
Kız evinin gönlü olduktan sonra, oğlan evi tarafından kalabalık bir kadın topluluğu dünür giderler. Kadın dünürlerin torbalarının içersinde ekmek, fıstık, kaba şeker, lokum, vs. çeşitli çerezler bulunur. Kadın dünürünün ertesi günü de oğlan tarafından yine kalabalık bir erkek grubu kız evine söz kesmeye giderler. O gün kız evinde genellikle başlık keserler. Başlıklar 5 ila 6 bin lira arasındadır. Buna "süt hakkı"da denir. Ayrıca kız evi tarafından oğlan evine yine 2 ila 3 bin liralık ağırlık salınır. Söz kesmenin ertesi günü şenlik olur. Kız ile oğlan bir iki sene nişanlı olarak kalabilirler. Bu müddet zarfında kız ile oğlan birbirlerini görmezler. Birbirleriyle konuşmaları ayıptır.
Düğün günü kararlaştırıldıktan bir hafta önce kız ve oğlan tarafları şehre giderek söz kesme günü yazılan eşyaları alarak urba görürler.
Düğünler dört gün sürer ve her birinin adı vardır.
Yaşlılar köyün imamı ile beraber kız evine giderler. Beraberlerinde katırlara yüklü olarak bir çuval ekmek, bir yün yatak, halı ve kilim sarılarak götürülür. Ekmekler kız evinin köylülerine dağıtılır. Diğer eşyalar ise kızın çeyizi ile birlikte komşulara teşhir edilmek üzere bir odaya asılır. Kız tarafıyla erkek tarafından gelen misafirler arasında bazı şakalaşmalar olur. Bunlar samimiyeti artırmak içindir. Mesala kızın akrabalarından birisi bir avuç darı getirir ve bunu sayması için erkek tarafından gelen misafirlerden birisine verir. O da bunu getiren şahsa biraz para verir. Bundan başka yumurta getirirler bunun tüylerini kırk diye, büyük bir kazguç kazık getirirler diş kurcala diye. Çeyiz katırından bir gün sonra kızın çeyizi asılır. Bundan sonra kız tarafına ağırlık gider. Buna DÜRÜ denir. Akrabalarda çeşitli hediyeler getirerek çeyize asarlar. Çeyiz "Gelinalma" gününe kadar asılı kalır.
Gelin almadan bir gün evvel erkek tarafından bir gurup kadın erkek bekçiler refakatinde kız evine gider. Bu bekçiler kız evine yaklaşıldığı zaman havaya silah atar. Bu geldiklerini belli etmek içindir. Kız evine bayrak asılır. Kadınlar ayrı erkekler ayrı yerlerde eğlenip oyunlar oynarlar. Kına da gelin olacak kız ortaya oturtulur. Arkadaşları etrafında halka oluşturur el ele tutuşup besteli şekilde maniler söylerler. Buna kız ağlatma adı verilir.
Emir dağının küreği
Hani bu kızın hüneri
Emir dağının fındığı
Hani bu kızın sandığı
Al yeşil yarenım, kınan al olsun
Vardığın yerde dilin bal olsun
Emir dağının cevizi
Hani bu kızın çeyizi
Nakarat
Emir dağının fıstığı
Hani bu kızın yastığı
Nakarat
Emir dağının fındığı
Hani bu kızın sandığı
Nakarat
Emir dağının gürgeni
Hani bu kızın yorganı
Nakarat
Emir dağının meşesi
Hani bu kızın döşeği
Nakarat
Gelin alma günü oğlan tarafının misafirleri ve davetlileri öğle yemeğini müteakip beraber düzülü gelirler ve seğmenlerle kız evine giderler. Atlarla gidenler kaldırıma yukarı atları iddialı koştururlar. Kız evine varan atlıların atlarını çocuklar kapar, atları sular, dinlendirir, yemini verir ve atın sahibinden para alır. Kız evinde de yemekler yendikten sonra gelini hazırlarlar. Gelini hazırlamayı genellikle genç kızlar yapar ve şu ilahiyi söylerler.
Bismillahi canım bismillahi
Gelin ey yarenler Şama varalım
Şamda olan makamları görelim
Allah yoluna gelin olalım
Allahım Allahım sultanım Allahım
Ol resulun düğünü var cennette cennette
Ol resulun düğünü var Allah evinde
Altın tas içinde kınasın ezerler
Gümüş tarağınan zülfün yazarlar
Ayağına giymiş nurdan nalini
Biri Asiye biri Meryem gelini
Üçyüz merdiveni var çık basa basa
Üçyüz minaresi var birisi kısa
Onda ezan okur Hazreti İsa.
Gelini giydirirken NAKIŞLI GÖMLEK, GÜLLÜ ÇORAP, EMPİRME FİSTAN, İŞLEMELİ İŞLİK, ALLI GURTLU ENTARİ dışında BİNDALLI ENTARİ bunun üzerine FERMANE giyilir. GÜMÜŞ KUŞAK kuşatılır. Gümüşten dört köşeli TEPELİK ve üzerine ÇEKİ sarılarak ÇEVRE çatılır. Üzerine gelin tüteği örtülür. Bu TÜTEK aynalı ve pulludur. Hazırlanmış gelini almak üzere kaynata odaya gider ve kız yarenleri tarafından kapı parası alındıktan sonra gelin verilir. Süslü ata bindirilerek düğün alayı ile birlikte yeni evine getirilir.
Gelin almanın ertesi günü sabah erkenden gelinle görümce damat yakınlarının ellerini öpmek için ev gezerler. Öğleye doğru kızın arkadaşları duvak için oğlan evine gelirler ve duvak kurulur ve gelenler mani ve türküler eşliğinde oyunlar oynarlar. Duvağın sona ermesi ile Kıbrıscık YAZICA köyünde bir düğün merasimi bitmiş olur.
KAYNAK: 1968 ve 1973 Bolu İl Yıllıkları Bilgi: Adem Şahin - Bolu 23.01.2009
Eskiden imamlar köylere kadrolu olarak atanmazlardı, köy muhtarı ve ihtiyar heyetinin kararı ile imam tutulurdu ve imamın barınması, maaşı, yemeği köy halkı tarafından karşılanırdı. Sırası gelen hane günde iki sefer öğle ve akşam olmak üzere camiye yemek götürürdü, köye gelen misafirler ve imam bu yemekle karınlarını doyururlardı. Bu yemek çıkarma işine İMAM NÖBETİ denirdi.
Eskiden bayramlar, YAZICA köyünde çok kalabalık ve coşkulu geçerdi. Hali vakti iyi olan aileler dini bayramlarımız Ramazan ve Kurban bayramlarında caminin yanına bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleri köylüler mahalle olarak kendi aralarında anlaşarak öğle ve akşam olmak üzere günde iki sefer yemek çıkartırlardı. Caminin yanına yemek getiremeyen veya evi uzak olan aileler gelerek caminin yanından bir veya iki sofra oluşturacak kişiyi evlerine davet ederek yemek verirlerdi. Bayramda yapılan bu olaya YEMEK ÇIKARMA denirdi.
Eskiden perşembe günleri akşama doğru yoksullara, kimsesizlere, dul kadınlara köylüler tarafından yiyecek, içecek, giyecek, para gibi yardımlar yapılırdı. Bu yardımların amacı kendi insanına sahip çıkmak, onun bir nebze de olsa ihtiyaçlarını karşılamak içindi. Tamamiyla Allah rızası için yapılan bu yardımlara CUMALIK denirdi.
Eskiden kış ayları çok sert geçerdi. O kadar kar yağardı ki köyde kalan hayvanları araziye çıkartmak mümkün olmazdı. Cuma deresinde, Kiraz deresinde, Karadoğa deresinde ve Acıyanında köylünün yetiştirdiği söğüt ve kavak ağaçları vardı. Kışın bu ağaçların dalları budanarak getirilip kışın sobanın yanında kabukları soyularak samanla beraber hayvanlara verilirdi, bu işleme SOYMAÇ SOYMAK denir.
Nevruz bayramında; yüksek tepelere çıkılır, köy gençleri bu yerlerde her taraftan görülecek şekilde ateşler yakar ve ateşin etrafında eğlenirlerdi. Ertesi günün sabahı köylerde günlerce önceden biriktirilen yumurtalar soğan kabukları ile kaynatılarak boyanır. Boyanan yumurtalar köy içinde yakılan ateşler etrafında gençler ve çocuklar tarafından vuruşturulur. (aylar önceden kaba taşları sürte sürte yumurta şekline getirip boyattırırdık, tabi benim yumurtam hiç kırılmazdı. Bu da bir anı)
Köyde kadınlar temizliğe başlar, evler temizlenir, eşyalar yıkanır ve baharın gelişi böylece kutlanırdı.
Uzun kış gecelerinde köydeki gençler ve çocuklar kendi aralarında 8 ila 10 kişilik gruplar oluşturarak aralarından birisini hortlak yaparlardı. Hortlağa beyaz çarşaftan boydan boya bir elbise giydirilir, yünden sakal takarlar, elini yüzünü soba isiyle boyarlar. Boynuna çan takarlar ve bir kişide dömbekle (tef) mani söyleyerek ev ev gezerek yağ, pirinç, bulgur toplarlar, onu da bir evde toplanarak pişirtip yerler, masallar anlatırlar, şarkı türkü söylerler, uzun kış gecelerinde kendi aralarında eğlenirlerdi. Bu eğlenceye HORTLAK OYNATMA denir.
Çocuk doğumunun 40. gününe kadar, doğan yaşıtlarıyla görüştürülmez. Aynı şekilde kırklı iki kadında birbirlerini görmekten kaçınırlar. Doğumun 40. günü bir çocuk tarafından saydırılan 40 tas su ile ebe tarafından yıkanır, yıkanırken annesi çocuğa gösterilmez. Anne ile çocuk birbirini görürse hastalanacaklarına inanılır.
Yürüme aşamasına gelen çocuk Cuma günü bir aile yakını tarafından caminin yanına getirilir. Çocuğun iki ayağı bir iple bağlanır. Cuma namazından sonra atik ve çevik bir çocuk seçilip camiyi üç sefer koşarak dolandıktan sonra çocuğun iplerini keser ve çocuğa hafif bir tokat atar. Böylece çocuğun daha atik ve çevik yürüyeceğine inanılırdı. Bu işleme KÖSTEK KESME denirdi.
Kaynak: 1968 ve 1973 Bolu İl Yıllıkları Bilgi: Adem Şahin - Emekli Maliyeci, Bolu 31.1.2009
Kıbrıscık'ta geleneksel giyimde, halkın günlük yaşamında kentleşmenin de etkisiyle birlikte çok yavaş olmakla birlikte zaman içinde değişiklikler görülmektedir. Ancak orijinal giysiler bazı evlerin sandıklarında saklanıp, düğün törenleri gibi önemli günlerde giyilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bazı köylerde ise orijinaline benzeyen örnekleri sadeleşmiş biçimde kullanılmaktadır. Aşağı ve Yukarı Divan diye iki kısma ayrılan ilçede ortak özellik taşıyan giysilerin yanı sıra farklı giysilere de rastlanmaktadır. Giysiler insanlarımızın duygu ve düşüncelerini, zevklerini, oyalara, nakışlara ve dokumalara aktarılmasından meydana gelmiştir. Giysileri üç başlık altında inceleyebiliriz.
Yörede kadın ve kız giyimleri arasında farklılıklar görülmektedir. Kadınlarda başlık olarak tepelik ve çember kullanılırken, kızlarda sadece çevre kullanılmaktadır. Aynı şekilde kadın ve genç kız giyimleri de, kendi içlerinde günlük ve özel günlerde giyilen kıyafetler olarak farklılık göstermektedir. Genç kızlar genellikle günlük giyimlerinde fistan ve yelek giyerken, özel günlerde sefahir, üç etek ve fermana giymektedirler. Kadınlar ise günlük giyimlerinde işlik ve ak göynek giyerken özel günlerde üç etek veya bindallı üzerine fermana giymektedirler. Aşağı divan ve yukarı divan köylerindeki kadın giyiminde başlıklarda değişiklik görülmektedir.
İlçe ve çevresinde başta kullanılan kadın giysileri tepelik (takka), çeki, çember veya nakışlı yazma, çevre olarak görülmektedir.
aa) Çevre: Kenarları pul oyalı olan çevreler genellikle genç kızların kullandığı baş örtüsüdür. Çevreler kendinden çiçek desenli ve kenarları pullu ve oyalıdır. Üçgen biçiminde katlanıp, çene altından dolaştırılarak tepeden bağlanır.
ab) Tepelik (Takka): Küçük yassı bir tas biçiminde gümüşten yapılmış, fes üzerine dikilmesi ve çekinin fes etrafına bağlanmasından oluşan baş giysisinin bütünüdür. Tepeliğin önünde, tepeliğin yapıldığı madenlerden oluşan zincirler ve bu zincirlere bağlı miktarı ekonomik duruma göre değişen gümüş ve altın paralardan oluşan süs takılıdır. (Aşağı divan yöresinde bu paralar fes üzerine sıra halinde dikilir, para sayısı 20 ile 30 arasında değişir.)
Tepeliğin önünden sarkan zincirler özgürlüğü ve bağımsızlığı ifade ederken, ucundan sarkan altın ya da gümüş paraların bolluğunun ise bereketi ifade ettiği söylenmektedir. Kırmızı renkli olan al çekinin amacı fesi tutmak içindir.
ac) Çember: Daha çok yaşlı kadınlar tarafından kullanılan çember, ipekli veya pamuklu kumaştandır. Üçgen şeklinde katlanarak iki ucu çene altından dolaştırılıp tepeliğin üzerinden bağlanır veya tepeliğin altından yüzün sol veya sağ tarafına sıkıştırılır. Aşağı divanda bunun yerine nakışlı yazma kullanılır. Nakışlı yazmanın etrafı motiflerle işlenmiş olup, kenarları pullu oyalıdır.
Don, iç göynek, boylu göynek, fistan, üç etek, işlik, fermana ve sefahir'den oluşmaktadır.
ba) Don: Boylu alaca, alaca bez isimleri verilen dokuma kumaşlardan veya üzeri çiçek desenli genellikle kırmızı renkli kumaşlardan yapılan bir şalvar türüdür. Ayak bilekleri ve bele gelen kısımları lastik takılarak büzülmüştür. Alaca kuyruklu don, holta don, koca don gibi isimler alırlar.
bb) İç Göynek: Yaka kısmı işlemeli, önden düğmelidir. Beyaz ve beyaz üzerine kırmızı karelerden oluşan iç göynek, ev tezgahlarında dokunmuş kumaşlardan yapılır. Kol uzunluğu dirseklerle bilek ortasına, etek boyu kalçaya kadardır. Atlet olarak giyilen bir giysidir.
bc) Boylu Göynek (Ataşlık Başı): Yöredeki tezgahlarda, yün, tiftik veya pamuklu iplikten dokunan düz beyaz kumaştan yapılır. Yaka kısmı göğüse kadar açık ve düğmelidir. Kolları bileklere kadar olup, etek boyu diz altındadır. Ön kısmı belden eteğe kadar iki sıra halinde işlemelidir. Yaka kenarları, etek uçları ve arka kısmının bir bölümü değişik motif ve renklerle süslenmiştir. İşlemeler yöresel olup, kök boyalarıyla boyanmış ipliklerle yapılmıştır. İşlenen motiflere at nalı, apışaklı, koyun gözü, yılan eğrisi, karalıboy, çorap boyu, aynalı, güllü işlemeli, kaz ayağı, düzdadı ve oturtma gibi isimler verilir.
bd) Fistan: Kadife, ipek ve polyester kumaşlardan yapılan ve boylu göyneğin yerini alan bir giysidir. Kollar bileklere kadar uzanır ve manşetlidir. Önden göğüs hizasına kadar açık ve düğmelidir. Kırmızı ve yeşil renkler hakimdir.
be) Sefahir: Genç kızlar tarafından fistan veya boylu göynek üzerine giyilen bir giysidir. Kadife kumaş üzerine işlemeler yapılarak dikilir. Boyu diz üzerine kadar uzanır. Önden tamamen açıktır. Yaka, kol ve etek kenarlarında da işlemeler vardır. Genç kızlar tarafından özel günlerde giyilir.
bf) İşlik: Günlük yaşamda boylu göyneğin üzerine giyilen işlik, mavi, sarı, kırmızı, yeşil çuha veya desenli basmadan dikilmektedir. Boyu bel hizasında olup, iç kısmı astarlıdır. İşliğin ön kısmı, kol ve yaka kenarları yün ipliklerle yapılmış motiflerle işlenmiştir. Etek uçları boncuklarla süslüdür. Önden tamamen açık ve düğmelidir. Günlük yaşamda giyilen bir giysidir.
bg) Bindallı: Kıbrıscık'ta bindallılar kadife kumaştan yapılmıştır. Lacivert, kırmızı, mor, bordo ve koyu yeşil renktedir. Sarı veya beyaz sim ipliklerle işlenmiştir. Ön kısımları boydan boya açık olup, yakaları V şeklinde yapılmıştır. Üzerindeki işlemeler Türkmen motiflerini yansıtmaktadır. Kıbrıscık kadın ve kızların el emeği ile hazırlanmış olan bir giysidir. Günümüzde de genç kızlar tarafından işlenip satılmaktadır.
bh) Üç Etek: Yörede allı gutni, mecidiyeli entari, altıparmak ve kanatlı entari gibi isimler verilmektedir. Boyu ayak bileklerine kadar iner. Önü tamamen açık olup, yanlarda ise belden aşağı kadar uzanan yırtmaç vardır. İçi astarlıdır. Göğüs kısmı düğmelidir. Bu düğmeler ağaç parçaları ve zeytin çekirdeklerinden yapılmıştır. Kol ağzında ise elin bir kısmını örtecek kadar çıkıntılar bulunur. Bu çıkıntılar üç eteğin üstüne giyilen fermananın altından özellikle gösterilmektedir. Üç eteğin tüm kenarları sim iple süslenmiştir. Ön iki parçası giyildikten sonra gümüş kuşakla sıkıştırılabilir. Bu giysi daha çok özel günlerde giyilir.
bı) Fermana (Cepken): Cepkenin çuhadan yapılanına Fermana, kadifeden yapılanına ise Salta adı verilir. Giysinin önü, arkası ve bütün kenarları gümüş sim iplerle işlenir. İçi astarlı ve kolları uzundur. Boyu bel hizasındadır. Mavi, siyah ve lacivert renklidirler. Üzerine yapılan motiflere kancalı, kopçalı ve üç toplu gibi isimler verilmektedir. Üç eteğin üstüne giyilir. Özel günlerde giyilen bir giysidir.
Kıbrıscık ve çevresinde ayağa giyilen çoraplar tamamen el emeğidir. Yün ve tiftikten yapılır. Yün ve tiftiğin fengere denilen araçla eğrilmesi ile elde edilen iplerden örülür. Çorap örülecek ipler kök boyaları ile boyandıktan sonra beş şiş tekniği ile motifler katılarak örülür. Bilek üstünden diz kapaklarına kadar uzanan çeşitli boyları vardır. Çoraplar örüldükten sonra tahta kalıplara geçirilerek düzgün şekil alması sağlanır. Bu çoraplarda yapılan motiflere de değişik isimler verilir. Dağınık gül, güllü çorap, mozak gülü, söğüt dalı ve top gül gibi isimler bazılarıdır.
Ayakkabı olarak çarık, mes ve siyah renkli potin kullanılmıştır. Günümüzde kara lastik, naylon ayakkabı ve kundura giyilmektedir.
Yöre kadınlarında takı ve aksesuar olarak boyun altını ve gümüş kuşak görülmektedir. Boyun altını olarak bir gremise, duruma göre 8 – 10 tane reşat altını ipe belirli aralıklarla dizilmiş halde boyuna takılan takıdır.
Gümüş kuşak bele takılır. Bu kuşak gümüşten yapılmış bakla veya balta denilen parçaların bir kumaş üzerine dizilmiş ve başına işlemeli toka denilen parçanın takılması ile oluşur. Kuşağın tokası kurbağaya benzer. Bu nedenle büyük tokalı olanına büyük kurbağa başı kuşak, küçüğüne de küçük kurbağa başı kuşak adı verilir. Eskiden kuşak günlük yaşamda göynek üzerine takılan takı idi. Şimdi ise sadece özel günlerde kullanılan takıdır.
Şal kuşak el dokuması olup, katlanarak bele arkadan giysi üzerine bağlanır. Eni 7 - 10 cm. kalınlığında, bir çok canlı renklerden meydana gelmiştir. Günümüzde halen yaşlı kadınlar tarafından kullanılmaktadır.
Kıbrıscık'ta gelin başına fes, tepelik, çeki, uğur çemberi, yeşil çevre, al tütek, aynalı pullu car kullanılır. Gelin giyiminde tek farklılık başta kullanılan giysilerdir.
Gelin kızın saçları genellikle düğün gününe kadar uzatılır. Uzatılan bu saçlar sabun ile sertleştirilip, kulak arkasına getirilir. Saçın tamamı ince tutamlara ayrılıp, örgü yapılır. Örülen saçların açılmaması için ucuna cincil örülür ve uçlarına mavi boncuk takılır. Eskiden toka olmadığı için bu tür örgü kullanılırdı. Duvak günü saçlara zülüf ve kakül kesimi yapılır.
a) Yeşil Çevre: Kıbrıscık'a özgü bir baş örtüsüdür. Yemeniden daha kalın dokunmuştur. Çoğunluğu kırmızı renkli olan çiçek desenler, yeşil çevrenin dört kenarını dolanır. Ortasında ise beyaz ya da sarı renkte daha küçük desenler bulunmaktadır. Kenarları ise pullu oyalarla süslüdür. İki kenarı, alt tüteğin iki kenarı ile dikilerek, uğur cemberinin üstüne başın arka tarafına örtülür.
b) Aynalı Pullu: Humayın kumaştan üçgen şeklinde kesilerek, üzeri yöre insanları tarafından işlenmiştir. Ortasında yuvarlak ayna bulunan aynalı pullu, renkli iplerle oluşturulan püsküllerle süslenmiştir. Genellikle göz alıcı renkler kullanılmıştır. Al tütek ve yeşil çevrenin üstünden bağlanır.
Aynalı pullu gelinin ferahlık, aydınlık geleceğinin olması içindir. Aynalı pullu üzerine güneş ışınlarının vurması ve yansımasından dolayı oluşan parlaklık, çevresine aydınlık vermektedir. Ayrıca kendi evinin yaşantısını, gideceği evin yaşantısıyla kaynaştırıp, gelecekte daha iyi yaşam sağlayacağına inanılmaktadır.
c) Çar: Patiskadan yapılmıştır. 120 x 120 cm. boyutundadır. Yörede yapılan işlemeleri, yoğun olarak başın üst kısmına gelen bölümde toplanmıştır. İşlemeler sırta doğru inen kısımlarında daha hafiftir. Motifleri mavi, pembe, sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşmuştur. Kenarlarına renkli ip oyası geçirilmiştir.
Al tütek ile yeşil çevrenin birleştiği yerin üzerine örtülür. Aynalı pullunun görülmesi için ön tarafa indirilmez.
d) Tepelik ve Çeki: Giyim kısmında incelemiştik.
e) Uğur Çemberi: Özellikle beyaz renklidir. Düz ince pamuklu kumaştan dokunmuştur. Yemeniden daha büyüktür. Üçgen şekline getirilerek, tepeliğin üstünden geçirilip, çene altından dolanarak arkadan bağlanır. Kenarları boncuk oyası yapılarak süslenir. Oğlan evine uğur getireceğine inanılır.
f) Al Tütek: 90 x 90 cm. ebatlarında kırmızı ipekten yapılır. Bu kumaş gelinin yüzünü kapatmak içindir. Duvaktan sonra gelinin tepeliğine çeki olarak kullanılır. Yeşil çevre ile birlikte gelinin başını kapatır.
Gelinlerin diğer giysileri Kıbrıscık yöresi kadın giysilerinde anlatılan giysilerdir.
Kadınlar geleneksel giysilerini günümüze kadar taşımalarına karşın, erkek giyimleri çok hızlı bir değişim göstermiştir.
Yapmış olduğumuz araştırmalarda geleneksel erkek giysi örneklerine çok nadir oranda rastlanmıştır. Erkek giysileri yün, tiftik ve dokuma kumaşlardan tercih edilmiştir.
Geleneksel olarak kasket giyilmektedir. Bu gün ise kasket genellikle yaşlılar tarafından kullanılmaktadır.
Kıbrıscık ve çevresinde gövdeye giyilen giysiler dokuma kumaşlardan el işi ile yapılmıştır. Erkek giysilerinde gövdede ak göynek, entere, fermana, pantolon, yelek, ceket ve kuşak görülmektedir.
ba) Ak Göynek: Düz beyaz kumaştan yapılır. Boyun kısmı açık ve yakasız tek düğmeli, kolları dirsek hizasında, boyu dizlere kadar inen ve atlet yerine giyilen iç giysidir. Bazılarının yaka ve kollarına işlemeli parçalar dikilir. Bu parçalara gubur adı verilir.
bb) Entere: Alaca bez denilen ve renkli pamuk iplikten dokunan kumaşlardan yapılır. Boyuna çizgili veya kareli şekilde dokunur. Yarım dik yakalı (yörede hakim yaka denilmektedir), önleri açık ve düğmeli, kolları uzun, bilek kısımları manşetli bir giysidir. Ak göyneğin üzerine giyilir.
bc) Fermana: Özel günlerde giyilen bir giysidir. Uzunluğu bele kadar olup, sırma iplerle işlenmiştir. Bu işlemeler genellikle yaka ve etek uçlarına yapılmıştır. Göğüs hizasından bele kadar düğmelidir. Genellikle mavi renklidir.
bd) Pantolon: Yün veya tiftik dokuma kumaşlardan yapılmaktadır. Eskiden dize kadar uzunluğu olduğu belirtilen pantolonların dizden aşağısını yün çoraplar tamamlardı. Daha sonra ayak bileklerine kadar uzunlukta, cep kısımları yana doğru dik ve geniş, paçaları dar olarak yapılmıştır. Paçaları yırtmaçlı ve düğmeli olan bu modellere İngiliz kiloşlusu adı verilmiştir.
be) Ceket: Kıl ve yün dokuma kumaşlardan yapılmış olup, boyu bel altına kadardır. Kolları bilek hizasında astarlı ve astarsız bir giysidir. Yeleğin veya entarinin üstüne giyilir. Genellikle kahverengidir.
bf) Kuşak: Kıl dokuma kumaştan yapılır. Eni 15 cm., boyu 2- 3 metre uzunluğundadır. Düz beyaz ve kahverengi renktedir. Bele dolamak için kullanılır.
Erkekler genellikle yün ve tiftikten örülmüş çorap giyerler. Düz beyaz veya doğal renkli iplerden beş şişle örülen çorapların uzunluğu diz kapağı hizasına kadardır. Genellikle pantolon üzerine çekilerek giyilir. Eskiden çorabın üzerine 5 cm. genişliğinde ve 1 metre uzunluğunda dolak denilen bir parça dokuma kumaş sarılırdı. Amacı ayağı soğuktan korumak olan dolak, çarıkla birlikte kullanılmıştır. Ayakta ilk zamanlar çarık kullanılmakta idi. Çarığın işlerliğini kaybetmesinden sonra yemeni giyilmektedir. Yemeni üstü deri ve altı kösele olan bir ayakkabı çeşididir.
Desenli işlemeli kumaşlardan yapılan kenarları oyalı ve pullu para keseleri kullanılmaktadır. Ağız kısmını büzmeye ve bağlamaya yarayan uzun ipler, iplerin her iki yanlarına sarkan uçlarında süs boncukları vardır. Kök boyalarla boyanmış kıl ve yün ipliklerden püskülleri vardır. Gelin çeyizinde damat ve yakınları için bulundurulur. Saat kösteği de aksesuar olarak kullanılmaktadır.
Sayfada daha önce yayımlanan, aktaranların söylediği hâliyle maniler.
Davar saldım yolaktan
Kurban kestim oğlaktan
Şu Belen'in kızları
Mendil sallar konaktan
Şu dağı delmez misin
Halimi bilmez misin
Uzaktan sevmek olmaz
Yanıma gelmez misin
Gidiyorum yoluma
Bir kuş kondu dalıma
Ben kuşunan eğlenmem
Yarim gelsin yanıma
Tarlanın tezeklisi
Mendilin ipeklisi
Pek hoşuma gidiyor
Oğlanın pürçeklisi
Ak deve tuzdan gelir
Yükü Kıbrızdan gelir
Bir yiğit hastalanmış
İlacı kızdan gelir
İncecik belleri
Kınalanmış elleri
Sekerek geliyor
Kıbrıscık güzelleri
Dağlarda gazel oldum
Okudum yazar oldum
Yarimden ayrılalı
Gurudum gazel oldum
Arabam taşa geldi
Aşıklık başa geldi
Ben aşıklık çekerken
Komşulara şaka geldi
Şu dağların varını
Kürüsünler karını
Gözüm yaşı dinmiyor
Göndersinler yarimi
Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Yar ben senin yolunu
Ölene dek gözlerim
Asmalarda üzüm var
Al şalvarda gözüm var
Kaçma yarim benden
Sana bir çift sözüm var
Mani deyim ne deyim
Hangi yola gideyim
İki yoldan bir yol ver
Umudumu keseyim
Dağlarda çamlar uluşur
Ay buluta kavuşur
Dönen ay bayram ayı
Hep hasretler kavuşur
Ayna koydum çayıra
Şavkı vurdu bayıra
Ben yarimden ayrılmam
Meğer mevla ayıra
Kaya kayaya karşı
Kayanın ardı çarşı
Tomurcuk gül olsam
Açılsam yare karşı
Şu camı açsana
Fındık fıstık atsana
Fındık fıstık istemem
Nişan yüzük taksana
Kıbrıscık dedikleri
Pirinçtir yedikleri
Pek hoşuma gidiyor
La gacım dedikleri
Ak buğday özüyüne
Kim görmüş gözüyünen
Yarim benden döner mi
Ellerin sözüyünen
Al sandık yeşil sandık
Dipten doruğa yandık
Eğildik meyil verdik
Seni bir adam sandık
Kara çorap dize kadar
Yarış gel bize kadar
Elimizden ne gelir
Sabredelim güze kadar
Karşıda durma oğlan
Bıyığın burma oğlan
Beni sana vermezler
Boşuna yorulma oğlan
Gece geçtim duydun mu
Sevdiğim uyudun mu
Bu gün akşam varacam
Ellere duyurdun mu
Burgazın yazıları
Meleşir kuzuları
Alnıma yazılmış
Bu kara yazıları
Örüğü silkme yarim
Dibine dökme yarim
Er geç senin olacam
Gasavet çekme yarim
Havalıdır havalı
Çoban çalar kavalı
Çoban kızı görünce
Kostak güder davarı
Arpa ektim bitti mi
Yare mektup gitti mi
Sen orda ben burda
Canın rahat ettimi
Şu dağların mazısına
Gün tutmuş yazısına
Ne deyipte ağlayım
Alnımın yazısına
Bazı dörtlükler 7'li hece ve a a x a uyak düzenine uymadığı için, aşağıda bu kurala uygun olarak düzenlenmiş hâlleri yer almaktadır.
Aşağıdaki maniler ilk kitap olarak Kıbrıscık Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan ve bastırılan KIBRISCIK adlı kitaptan alınmıştır. Halk edebiyatımızın ve kültürümüzün değişmezi olan 7'li hece ve a a x a uyak kuralına uygun olarak tarafından gözden geçirilip, aktaranların sözlerine sadık kalınarak aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
Nazmi Belen
Davar saldım yolaktan
Kurban kestim oğlaktan
Şu Belen'in kızları
Mendil sallar konaktan
Şu dağı delmez misin
Halimi bilmez misin
Uzaktan sevmek olmaz
Yanıma gelmez misin
Gidiyorum yoluma
Bir kuş kondu dalıma
Ben kuşunan eğlenmem
Yârim gelsin yanıma
Tarlanın tezeklisi
Mendilin ipeklisi
Pek hoşuma gidiyor
Oğlanın pürçeklisi
Ak deve tuzdan gelir
Yükü Gırbızdan gelir
Bir yiğit hastalanmış
İlâcı gızdan gelir
İnceciktir belleri
Kınalanmış elleri
Seke seke oynarlar
Kıbrıscık güzelleri
Dağlarda gazel oldum
Okudum yazar oldum
Ben yârdan ayrılalı
Gurudum gezer oldum
Arabam taşa geldi
Aşıklık başa geldi
Ben aşıklık çekerken
Komşuya şaka geldi
Şu dağların varını
Kürüsünler karını
Gözüm yaşı dinmiyor
Göndersinler yârimi
Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Yâr ben senin yolunu
Ölene dek gözlerim
Asmalarda üzüm var
Al şalvarda gözüm var
Dur yârim kaçma benden
Sana bir çift sözüm var
Mani deyim ne deyim
Hangi yola gideyim
İki yoldan bir yol ver
Umudumu kesmeyim
Dağda çamlar uluşur
Ay buluta buluşur
Dönen ay bayram ayı
Hep hasretler gavuşur
Ayna koydum çayıra
Şavkı vurdu bayıra
Ben yârimden ayrılmam
Meğer mevlâ ayıra
Gaya gayaya karşı
Gayanın ardı çarşı
Tomurcuktan gül olsam
Açılsam yâre karşı
Yâr şu camı açsana
Fındık fıstık atsana
Ben onları istemem
Nişan yüzük taksana
Kıbrıscık dedikleri
Pirinçtir yedikleri
Pek hoşuma gidiyor
Lâ gacım dedikleri
Kır buğday özüyünen
Kim görmüş gözüyünen
Yârim benden döner mi
Ellerin sözüyünen
Al sandık yeşil sandık
Dipten doruğa yandık
Eğilip verdik meyil
Seni bir adam sandık
Kıl çorap dize kadar
Yarış gel bize kadar
Elimizden ne gelir
Sabredem güze kadar
Karşıda durma oğlan
Bıyığın burma oğlan
Beni sana vermezler
Kendini yorma oğlan
Gece geçtim duydun mu
Sevdiğim uyudun mu
Bu gün akşam varacam
Ellere duyurdun mu
Burgazın yazıları
Meleşir kuzuları
Utkumuza yazmışlar
Bu kara yazıları
Örüğü silkme yârim
Dibine dökme yârim
Er geç senin olacam
Gasavet çekme yârim
Havalıda havalı
Çoban çalar kavalı
Çoban kızı görünce
Gostak güder davarı
Arpa ektim bitti mi
Yâre mektup gitti mi
Sen orada ben burda
Canın rahat etti mi
Şu dağın mazısına
Gün doğmuş yazısına
Ne deyip de ağlayım
Alnımın yazısına.
Ellerinde güğümler.
Yüzlerinde zülüfler.
Pek çalımlı yürüyor,
Yazıcalı güzeller.
Cuma deresi taşlı.
Ördekler göver başlı.
Yazıcalı güzelin,
Gözleri kalem kaşlı.
Altın yüzük eline.
Gümüş kuşak beline.
Ne de güzel yakışmış,
Yazıcalı geline.
Dantel oya çeyizde.
Tatlı hayal dilinde.
Gelin alıcı geliyor,
Yazıca güzeline.
Çoban güder davarı.
Ayağında şalvarı.
Yazıca güzelleri,
Soğuk sunar ayranı.
Ahşap konak evleri.
Tatlı söyler dilleri.
Çoban durur ellere,
Yazıcanın beyleri.
Fırında pişer kürül.
Dereler gürül gürül.
Yazıcanın beyini,
Seversin Deli Gönül.
Kıbrıscık'ın havası.
Çorak olur tarlası.
Yazıca güzelinin,
Bir hoş olur edası.
Köroğlu'dur dağları.
Sorudak pınarları.
Yaylaya yolu düşen,
Soğuk içer suları.
Köroğlu'nun havası.
Sarıbasır yaylası.
Yazıcalı hocanın,
Hayır olur duası.
Deliysen peşinden koş.
Gönül bir alem mayhoş.
Yazıcanın güzeli,
Adın söyler bre sarhoş.
Ekin ektim tarlaya
Başak durdu buğdaya
Satı’m ala orağı
Biçip çekse harmana
Polatlı'nın ovası
Yüreğimin yarası
Gidenler hiç dönmüyor
Yadel oldu sılası
Bostanda gara gabak
Bozkırda ova çorak
İnce çarık ayakta
Satı’m yüreğim yolak
Polatlı'nın ovası
Yüreğimin yarası
Gidenlerden haber yok
Yadel gayrı sılası
Samanlıkta saman yok
Ciğerimde yangı çok
Satı’m gitti gurbete
Hâlim nedir soran yok
Polatlı'nın ovası
Yüreğimin yarası
Giden gitti gelmiyor
Karsak O’nun sılası
Ocakta guru kütük
Gözümün nuru sönük
Satı’m selam yollar da
Hasret ateşi körük
Polatlı'nın ovası
Yüreğimin yarası
Selamlar ısıtmıyor
Soğuk kaldı sılası.
Köyde akıllı çoksa,
Saklanır gölge gibi.
Gülene deli derler,
Bilene “bizden biri”.
Aklı fazla olanlar,
Delidir köy yerinde.
Oysa ki yol bilenler,
Şahindir, her işinde.
Deli der akıllıya,
Akıllı der deliye.
Boş ver sen söyleyeni,
Gül geç elin sözüne.
Gevezeyi alem tanır,
Konuşanı alim sanır.
Yolunu kendin çizersen,
Sanma ki aklın karışır.
Her akıl yol göstermez,
Herkes önünü görmez.
Sen susarsan demlenir,
Ukala lafı bilmez.
Alem der farklı deli,
Yolun sonunda belli.
Kimi yok olur sessiz,
Bilim'in nesi gizli.
Dalga dalga al bayrak.
Kutsalda sonsuz kaynak.
Kutlu olur bu toprak.
İmanla yaşat bunu.
Taşında tarih yazar.
Ezanla gönül coşar.
Efeler coşgu saçar.
Halkınla yaşat bunu.
Bir elde kılıç tutar.
Dilinden dua çıkar.
Bu vatan cennet kılar.
Yiğitler yaşat bunu.
Görür de gözler bizim.
Duyar da kulak bizim.
Yürek de inan bizim.
İnsanla yaşat bunu.
Söylenen sözler bizim.
Yakılan közler bizim.
Tutuşan özler bizim.
Canlarla yaşat bunu.
Yolumuz uzun olur.
Yürekler dolsun gurur.
Sevdalar sonsuz durur.
Dostlarla yaşa bunu.
Göklerde kartal uçar.
Kalplere umut saçar.
Yiğitten zalim korkar.
Seymenle yaşat bunu.
Geceye doğsun ışık.
Yankı olsun her çığlık.
Yürekten iste artık.
Kendinle yaşat bunu.
Toprakla can buluruz.
Birlikte yol oluruz.
Hak yolda bir oluruz.
Yaren'le yaşat bunu.
Yüce de dağlar bizim.
Çukurda ova bizim.
Ormanda ağaç bizim.
Milletle yaşat bunu.
Rüzgâr eser serinden.
Ses verir yer derinden.
Toprak ana evinden.
Esenle yaşat bunu.
Denizler mavi bakar.
Ufuktan güneş doğar.
Her kalpte Ata'm yatar.
Ulusça yaşat bunu.
Irmakta balık oynar.
Derede çeltik kaynar.
Yiyenin karnı doyar.
İnsanla yaşat bunu.
Dağında karı ezel.
Çiçeğin rengi özel.
Bayrağım gökte güzel.
Kalbinde yaşat bunu.
Yürüyen izler bizim.
Bilinmez gizler bizim.
Acıyan dizler bizim.
Yoldaşla yaşat bunu.
Yükselir sesler bizim.
Güçlenir eller bizim.
Dinlenir diller bizim.
Birlikle yaşat bunu.
Ağlayan gözler bizim.
Duygulu sözler bizim.
Sevdalı sazlar bizim.
Yürekte yaşat bunu.
Dalga dalga al bayrak.
Bulunur sonsuz kaynak.
Kutlolsun sana toprak.
Ufkunda yaşat bunu.
Yöre halkının gelenek göreneklerini yansıtan halk oyunlarımız, Kıbrıscık halkının duygu ve düşüncelerinin insanların vücudunda şekillenerek harekete dönüşmesiyle oluşmuştur. Düğün, bayram ve özel günlerde halkın eğlence kaynağı olan halk oyunları Kıbrıscık'ın büyük bir zenginliğidir. Çevreden etkilendiği gibi, çevre oyunlarına da büyük etkisi olmuştur.
Kıbrıscık'ta yöresel oyunlar en az iki kişi tarafından oynanmaktadır. Cezayir oyununda olduğu gibi sayı oldukça çoğalabilmektedir.
Oyunlar, karşılıklı yer ve yön değiştirilerek daire veya çizgi formunda oynanır. Oyunlarda, diğer yöre oyunlarında olduğu gibi baş, son veya komut veren yoktur. Düz oyunlarda kadın ve erkekler kendilerine özgü tavır ve hareketlerle oyunun herhangi bir bölümünde omuz sallayarak oyunu sürdürürler. Sekme, sürtme, hoplama ve yürüme ayakta yapılan temel hareketlerdir. Oyunlarda kollar dirsekten kırılarak yanlarda ve önde belle omuz arasında aşağı ve yukarı hareket ettirilir.
Kıbrıscık'ta türkü adları aynı zamanda oyunlara verilmiştir. Çalgıcıya türkü isimleri verilerek oyunlar oynanmaktadır.
Kadın oyunları dümbek eşliğinde oynanır. Erkek oyunlarına nazaran daha yumuşak ve estetiktir. Dümbek çalarak türkü söyleyen kadınlar oyunları yönlendirir. Bu kadınlar bütün düğünlere katılırlar. Günümüzde bu işi yapan kadınların sayısı oldukça azalmıştır.
Oyunlarda oyunculara, yakınları veya oynanan oyunları beğenenlerce para takılır. Takılan bu paralar çalgı çalıp söyleyenlere oyuncular tarafından bahşiş olarak bırakılır. Yaşlı kadınlar, genç kadın ve kızlarla oynamaz.
Yöre düğünlerinde oynanan atlama oyunlarında kaşık kullanılır. Düz oyunlarda parmaklar çıklatılarak ritim verilir. Fakat günümüzde halk oyunları ekiplerinde kaşık bütün oyunlarda kullanılmaktadır. Yörede oynanan kadın oyunları şunlardır.
a) Men Men (Pıt pıt): Men men türküsü eşliğinde ekiple ve kaşıkla oynanan düz oyundur.
b) Atlamalar (Gazel): Tek atlama ve çift atlamalar olmak üzere iki türlü görülmektedir. Kaşıkla çeşitli yöre türküleri eşliğinde oynanmaktadır.
c) Kırdın Kızı: Türküsü eşliğinde oynanan bir kadın oyunudur.
d) Ah Karadeniz: Bir söylentiye göre Kıbrıscık halkının bir kısmı Kırım'dan gelmiştir. Bu oyunun kaynağının da buradan geldiği söylenmektedir. Oyun yörede türküsü eşliğinde oynanmaktadır.
e) Değirmen: Değirmen türküsü eşliğinde oynanan düz oyundur.
f) Ziller: Vur zillere türküsü eşliğinde oynanır.
g) Yemenimin Uçları: Aynı isimli türkü eşliğinde oynanan bir kadın oyunudur.
h) Karaköy Kaşık Oyunu: Aslında erkek oyunu olan bu oyun, türküsü eşliğinde kadınlar tarafından da oynanmaktadır.
ı) Ördek: Erkek oyunu olarak bilinmekle beraber, türküsü eşliğinde kadınlar tarafından da oynanmaktadır.
Erkek oyunları daha serbest, hareketli, sert ve kıvraktır. Omuz sallama oyunlardaki en belirgin özelliktir. Oyunların bazı bölümlerinde yer alan vücudun belden yukarısını titretme hareketi oldukça ilgi çekicidir. Bu harekete tirildeme denir.
Oyunlar kaval eşliğinde oynanır. Sözsüz ezgilerle oynandığı gibi Ördek, Karaköy kaşık oyunu, yılan, çaykuşu gibi oyunlar sözlü olarak da oynanmaktadır.
Düğün evlerinde gençlerin sözünü dinleyebileceği kişiler arasından iki kişi seçilir. Bunlardan birine göcük diğerine ise bey adı verilir. Bey tarafından tespit edilen kişiler, göcük tarafından oyuna çıkarılır. Oyuna katılmayan kişilere palaska cezası verilir.
Oyuncular oyunun herhangi bir bölümünde içlerinden geldiği gibi nara atarlar. Erkek oyunlarının tamamında kaşık kullanılır. Oyunlarda dilli kaval ve dümbek oyunlara eşlik eder. Son yıllarda klarnet, bağlama, davul ve zurna oyunlara girmektedir. Yörede tespit edilen erkek oyunları şunlardır.
a - Cezayir: Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti de Tunus, Cezayir, Yemen ve Fas'a asker gönderir. Cezayir önünde Akdeniz'de haritada görülemeyecek kadar küçük hilal şeklinde adalar mevcuttur. Denizde dalga olduğu zaman dalga ile birlikte bu adalar hareket ediyormuş gibi gözükür. Bu oyun adalardan esinlenerek askerler tarafından taklit edilip oyuna dönüştürülmüştür.
Cezayir oyunu yay halinde, sonra düz çizgi ve tekrar yarım ay şeklinde dalgayı andıran ileri geri hareketlerle oynanır. Oyun savaştan sonra yörelere kazandırılmıştır. Oyunda kişi sayısı sınırsızdır. Sözlerinden bulabildiğimiz bir kısmı aşağıdadır.
b - Karaköy Kaşık Oyunu: Eski geçim kaynağı çobanlık olan Karaköy'de iki genç birbirini sever, evlenebilmeleri için gerekli başlık parasını bulamayan çoban, sevdiği kızı kaçırır. Bu olaydan sonra köyün büyükleri araya girer bir miktar başlık parası ile düğün dernek yapılır. Duvak günü gelin duvağa oturduktan sonra damat Haymana'ya en az bir yıllığına çobanlığa gider, eşinin hasretine dayanamayan gelin bir gün kara ağaç dibinde gazelleri toplarken kendi kendine hasretini maniye döker. Oradan geçen Kökez Köyü'nden Küllüklü lakaplı türkücü kadın maniyi duyar. Gittiği her yerde bu maniye bir dörtlük ekler ve Karaköy'ün Çobanları türküsü oluşur. Bu türkü ile düğünlerde yeni bir oyun düzenlenerek oynanır.
c - Yılan (Nergis Hanım): Kızık yöresinde türkü eşliğinde kavalla oynanan atlama türü bir oyundur. Oyun yöre ekiplerince oynanmaktadır.
d - Çaykuşu: Kızık yöresinde oynanan bir erkek oyunudur. Kaval eşliğinde oynanmaktadır. Atlama türü bir oyundur.
e - Beypazarı Meşelisi
f - Çift Atlama
g - Tek Atlama
h - Kırdın Kızı: Hem kadın hem erkekler tarafından Kızık yöresinde oynanan bir oyundur. Erkeklerde kaval eşliğinde oynanır.
a) Dilli Kaval: Dilli kavallarda çok kolay ses çıkarılmasına rağmen, iyi bir ton ve temiz sesler çıkarabilmek için uzun bir çalışma gereklidir. Billur, hortlamalı kaval, dilli kaval, üç parçalı kaval gibi yöresel isimler alırlar. Anadolu'nun her yöresinde çalınmakla birlikte, genellikle Bolu (Kıbrıscık), Tokat, Ordu, Giresun, Amasya dolaylarında kullanılmaktadır. Boyu 60 - 70 cm arasında değişmektedir. Bu tip kavallar daha çok hortlama, sızlatma dediğimiz üfleme şekilleriyle çalınırlar. İcra sırasında kavalın sürekli sallanmasıyla vibrato elde edilir. Usta kavalcılar nefes devir daimi yapmak suretiyle devamlı çalabilmektedirler.
Günümüzde bu çalgının yurdumuz genelinde icracılarının başında Kıbrıscık Yazıca Köyü'nden TRT Sanatçısı Kemalettin Kaya gelmektedir.
Dilli kavallarda sesler sabit olduğundan, yani üfleme şiddetiyle perdelerden nota sesleri rahat çıkarılmadığından transpoze olayı çok zordur. Bu tip kavallarla genellikle ritmik, hareketli parçalar çalınır. Uzun seslerde genellikle arktrilleri kullanılır.
Erik, dut, kayısı, şimşir, kızılcık gibi sert ağaçlardan yapılır. Genellikle erik ağacı tercih edilmektedir. Kıbrıscık yöresinde yabani erikten yapılan kavallar mevcuttur. Bu kavalları yapanların sayısı çok azalmıştır.
Kaval Kıbrıscık için yöresel bir çalgıdır. Eskiden düğünler kavalla yapılır, eğlence toplantıları ve özel günlerde kaval çalınırdı. Hemen hemen yörede her çobanın cebinde bir kaval bulunur ve bunu ustalıkla çalardı. Günümüzde kaval çalanların sayısı oldukça azalmıştır.
b) Dümbek (Tef): Yörede toklu derisinden yapılır. Elekçilerden alınan bir kasnağa bu deri geçirilir. Kasnağın etrafına madeni cisimlerden oluşan zingirdekler takılır. Bu zingirdeklerin iki üçü bir arada çarpışınca sesler çıkarır. Yöremizde zingirdeksiz olanlarda kullanılmaktadır.
Erkek oyunlarında kavala eşlik edebildiği gibi kadın oyunlarında bu çalgı kullanılır.
Türkücü kadınlar bu çalgıyla ritim tutarak yöre türkülerini söyler ve oyunları yönlendirirler. Yine düğünlerde dümbek eşliğinde yöre manileri türkü gibi söylenir ve oyunlar oynanır.
Kıbrıscık ve köylerinde yapılan araştırmalar sonucu, zengin bir folklöre sahip olduğundan, yöreye has pek çok türküye rastlanmıştır. Ancak bu türkülerden bazılarının zaman içinde unutulmaya yüz tuttuğu görülmektedir. Günümüzde genellikle oyunlara konu olan türküler söylenmektedir.
Türkünün Hikayesi : Köylerde anlatılan hikayeye göre; Karacaören Köyü'nde bir genç yaşamaktadır. Bu gencin babası iki evlidir. Öz annesi ve ablası Ankara'da oturmaktadır. Genç üvey annesi ve babasıyla köyde yaşamaktadır. Bir gün Kızılcaören Köyü'nde bulunan halasını ziyaret eder. Yeni evli olan genç Kızılcaören ile Karacaören arasında Yazlık'da hasımları tarafından vurulur, gencin vurulması üzerine aile yakınlarınca gencin arkasından bir yakım (ağıt) yakılır. Yakımın sözleri bu gün türkü olarak söylenmektedir.
Ankara'dan aldım dantel yumağı
Özendim de kurdum ben bu yuvayı
Alaya gel gantar kaşlım alaya
Yemin mi ettin nazlı yarim sılaya
Yıktın felek yıktın fenni yuvayı
Özendim de kurdum ben bu yuvayı,
Evimizden atımı çektim binek taşına,
Selam söylen Ankara'daki gardaşıma,
Yetişsin sake benim başıma
Yıktın felek yıktın fenni yuvayı
Özendimde kurdum ben bu yuvayı
Evimizden çıktım hakkın selamet
Yazlığa vardım koptu kıyamet
Benim yarimde kimlere emanet
Yıktın felek yıktın fenni yuvayı
Özendim de kurdum ben bu yuvayı
Yazlığın altı kana bulandı,
Kırma kavallarım altında kaldı,
Kara gözlerim de yollara daldı,
Yıktın felek yıktın fenni yuvayı,
Özendim de kurdum ben bu yuvayı,
Avlumuz geniştir alay kursunlar
Yarim gelmeden kahve koysunlar
Ankara'da anama telle duyursunlar
Yıktın felek yıktın fenni yuvayı
Özendim de kurdum ben bu yuvayı,
Yılana bak yılana,
İnce de bele dolana,
Ah yavrum da ben yandım
Atım var gatırım var
Ormanda çadırım var
Ah yavrum da ben yandım
Yılan aktı kamışa,
El neylesin yanmışa
Ah yavrum da ben yandım
Kekliğe bak kekliğe
Dibindeki otluğa
Ah yavrum da ben yandım
Mevlam sabırlar versin,
Yarinden ayrılana,
Ah yavrum da ben yandım
Kız seni alır kaçarım
Babanın hatırı var
Ah yavrum da ben yandım
Allah sabırlar versin
Yarinden ayrılmışa
Ah yavrum da ben yandım
Nergis hanım pek hasta
Ölürse çok adam var yasta
Ah yavrum da ben yandım
Cevizim yüksek dokunmuyor
Yazım kare kare okunmuyor
Gülüm solmuş kokulmuyor
Allı allı gelin ne olacak
Ayrılmamız ne güç olacak
Evlerin önü nane
Ben kül oldum yane yane
Oğlan deli kız divane
Allı allı gelin ne olacak
Ayrılmamız ne güç olacak
Hebep oldu hebep oldu
Yandı yüreğim kebap oldu
Gevurun kızı sebep oldu
Allı allı gelin ne olacak
Ayrılmamız ne güç olacak
İndim dere beklerim
Vay benim emeklerim
Eller yarim dedikçe
Sızlar yüreklerim
Olagalmış da olagalmış
Fisdanın altı domlagalmış
Amanın da dumanın çay kuşum
Nerelerde kaldm yar hoşum
Dere boyu giderim
Koyun kuzu güderim
Arkadaşım kız olsa
Bin koyunu güderim
Olagalmış da olagalmış
Fisdanın altı domlagalmış
Amanın da dumanın çay kuşum
Nerelerde kaldm yar hoşum
Fidana bak fidana
Boyu benzer fidana
Fidanda üçgül bitmiş
Koklatmam yedi ele
Olagalmış da olagalmış
Fisdanın altı domlagalmış
Amanın da dumanın çay kuşum
Nerelerde kaldm yar hoşum
Yandım gayanın ardı bostan
Yıkılsın Arabistan
Arabistanın kızları
Ne don giyer ne fistan
Olagalmış da olagalmış
Fisdanın altı domlagalmış
Amanın da dumanın çay kuşum
Nerelerde kaldm yar hoşum
Dağda davar güderim
Emineme selam ederim
Eminem de benim olmazsa
Kırbızı terkeder giderim
Davarı da saldım meşeye
Eminenm kıtır kıtır gevşeye
Benden selam olsun
Eminem çakır gözlü Ayşeye
Karşıki dağın meşesi Eminem
Dibini de keklik eşesi
Niğman niğman güç olur
Eminem gurbet elin köşesi oy
Davar da saldım dikmene
Hiç vaktim yok gütmeye
Adam da meyil mi verir Eminem
Kavalda çalan itneye oy
Dağda davar yayılır
Eminem evde bayılır oy
Dağda davar izi var
Eminemin bende gözü var oy
Bu gençliğim böyle hasta mı yatsın
Söyleyin gardaşa doktora atsın
Doktora verecek parası yosa
Doludur sandığım eşyamı satsın
Hastanenin önü mermer döşeli
Doktorlar geliyor eli şişeli
Üç sene mi oldu ben bu derde düşeli
Dermansız derdime derman ararım.
Horozumun ibiği var
Elim gibi
Kanatları var
Kilim gibi
İbil ibil eden
Gugul gugul öten
Al horozum
Civarları tel horozum
Eğri meşenin dibinde
Tünerdin horozum
İmamdan evveli
Öterdin horozum
İbil ibil eden
Gugul gugul öten
Al horozum
Civarları tel horozum
Mezerlikte gezerim
Çıkı çıkı buldum çözerim
Ben alemden,güzelim
Niçin bekar gezerim
Sarıçam sakızı alınmaz
Koca adama varılmaz
Koca adamın çocuğu
Kucağa da alınmaz
Gelin kızlar gelin gidelim
Öğle yemeğini biz de yiyelim
Hürmüz gelini biz de görelim
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini
Seymenleri kaya gibi dolaşır
Gelin alıcıları koyun gibi meleşir
Güvey beye kara haber ulaşır
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini
Dalgada vurmuş selvi boyuna
Gelini çektiler orman içine
Kelebekler kondu sırma saçına
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini
Köprü altında azgın sular köpürür
Gelinin al tüteği suda yelebür
Gümüş kuşağı kumda yalabur
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belin
Avcı da getirin vursun kartalı
Baltacı getirin kessin kavağı
Yüzgücü getirin bulsun gelini
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini
Minareden taş mı olur
Bundan ince kaş mı olur
Bundan ince kaş olsa
Hüvardalarla baş mı olur
Kız Güllü'm püsküllüm
Yar Güllü'm püsküllüm
Goccuğun yamasına
Zil takmış gamasına
Ben yarimi yolladım
Haymana ovasına
Garada bulut yürüdü
Havaları bürüdü
Yarimin de tenleri
Haymanada çürüdü
Fırın üstünde kürek
Ah gene yandı bu yürek
Hep dertlere dayandı
Buna da dayanmaz yürek
Arabası dört teker
Düz ovada ot çeker
Aşık olan gızlar da
Gecelerde ah çeker
İlenger attın bağa
Yuvarlandı yaprağa
Yavrum sen olmayınca
Girmem kara toprağa
Yaş odunlar yanmıyor,
Ammanin de Gülizar
Yatanlar uyanmıyor
Olur mu böyle
Şu benim garip gönlümde
Ammanin de Gülizar
Gurbete dayanmıyor
Olur mu böyle
Ne derdin varısa da
Ammanin de Gülizar
Gel bana söyle
Olur mu böyle
Hey gaziler gaziler
Bize de yol göründü
Yağma yağmur, esme rüzgar
Yine yol göründü
Dağlar taşlar, uçan kuslar
Nerde kışlar.
Amman ördek yeşil yeşil ördek
Hani senin eşin eşin ördek
Hani senin eşin eşin ördek
Amman ördek yeşil yeşil ördek
Kanadını düşür düşür ördek
Amman ördek yeşil yeşil ördek
Akşam oldu yatar mısın ördek
Gece oldu uyur musun ördek
Gece oldu uyur musun ördek
Ördek suya dal da gel
Yardan haber al da gel
Eğer yarim gelmezse
Tut kolundan al da gel
Amman ördek yeşil yeşil ördek
Sabah oldu uyan uyan ördek
Sabah oldu uyan uyan ördek
Bize selam çakar mısın ördek
Bize selam çakar mısın ördek
Men men mendili
Yakmış kandili
Vurmuş kendini
Çil yarim amman
Çil yarim amman
Ayakkabın nalçası
Yere düşmüş parçası
Kıbrıscığın kızları
Beşi birlik parçası
Men men mendili
Yakmış kandili
Vurmuş kendini
Çil yarim amman
Çil yarim amman
Yarimin babası var
Sırtında abası var
Yarim pek güzel ama
Ne hain anası var
Sözleri henüz eklenmedi.
Değirmenin bendine (2)
Döner kendi kendine (2)
Kader gözün kör olsun (2)
Düşemedim dengime (2)
Ah lili lili lili
Yar lili lili lili
Vur zillere zillere de kırılsın amman
O zil vuran parmakların kırılsm amman
Yar seni benden ayıranlar kahrolsun amman
Duvarda böcek gezer
Annem kendini üzer
Üzme anne kendini
Damadın benden güzel
Vur zillere zillere de kırılsın amman
O zil vuran parmakların kırılsm amman
Yar seni benden ayıranlar kahrolsun amman
Ah yemenimin uçları
Ben çıkaman yokuşları
Beni de baştan çıkaran
Ah şu Bolu'nun kızları.
Kahve değirmenden gelir
Bülbül çimenden gelir
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün hamamdan gelir.
Aman aman eşim aman aman
Hey hey gülüm gülüm aman aman
Hey hey hey
Aman aman eşim aman aman
Hey hey gülüm gülüm aman aman
Hey hey hey
Karanfilsin tarçınsın
Cümlesinden hırçınsın
Eller ne derse desin
Sen de benim harcımsın
Kahve yemensiz olmaz
Bülbül çimensiz olmaz
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün hamamsız olmaz
Aman aman eşim aman aman
Hey hey gülüm gülüm aman aman
Hey hey hey
Aman aman eşim aman aman
Hey hey gülüm gülüm aman aman
Hey hey hey
Göktepenin çamları
Erkecimin çanları
Traş olmuş geliyor
Karaköy çobanları
Burgazın yamasına
Gül koydum arasına
Ben yarimi yolladım
Haymana ovasına
Karakeçi ayram
Geldi bayram ayları
Salıverin çobanları
Köyde etsin bayramı
Değneğini at da gel
Davarını güt de gel
Ağanda izin vermezse
Bir aylıkçı tut ta gel.
Minareden at beni
At beni de tut beni
Kar göbeğin üstünde
Salla da uyut beni
Minarenin alemi
Kara kaşın kalemi
Al eline kalemi
Yaz başına geleni
Malzemesi: Tavuk, nohut, tuz, soğan, Kıbrıscık pirinci, tereyağı.
Tavuk ve nohut bir tencerede haşlanarak pişirilir. Bir başka tencerenin içine bir baş soğan doğranarak tabanına serilir. Haşlanan tavuk eti ayrılarak, nohutla birlikte tencere dibine serpiştirilir. Tencerenin büyüklüğüne göre pirinci ilave edilir. Pirinç karıştırılmadan tavuk suyu ve tuzu eklenir. Karıştırılmadan hafif ateşte suyu çekilinceye kadar pişirilir. Ateşten alınan tencere bir süre bekletildikten sonra bir tepsi üzerine ters kapatılarak tencere şekli bozulmayacak şekilde boşaltılır. Böylece soğan, nohut ve et pilavın üzerinde kalır. Kızartılan tereyağı ilave edilir. Şekli bozulmadan servise sunulur.
Malzemesi: Koyun sütü ve şeker.
Tava veya tencereye konulan süt, normal ateşte koyuluncaya kadar kaynatılır. Ateşten alınarak soğutulur ve şeker ilave edilerek servise sunulur.
Malzemesi: 500 gr. un, tereyağı, peynir, tuz ve 2 litre su.
Kaynayan iki litre suya azar azar un katılarak karıştırılır. Bu şekilde pişirilen hamur ıslak kaşıkla, kaşık dolusu kadar başka bir tabağa aktarılır. Rendelenmiş peynir serpiştirilir. Eritilen tereyağı üzerine ilave edilir ve servis yapılır. Rendelenmiş peynir yerine pekmez de karıştırılarak yapılabilir.
Malzemesi: Soğan, su, kıyma, yumurta, yağ ve tuz.
Soğanlar doğranır. Tereyağı ile hafif kavrulan kıymanın içine atılır. Bir süre kavrulur. Su ilave edilir. Az pişirilir. Karışımın üzerine yumurta kırılır. Yumurtalar karıştırılmadan pişirilir. Ateşten alınarak servis yapılır.
Malzemesi: 1 kg. semiz otu, 2 kaşık tereyağı, sarımsak, 1 bardak yoğurt, tuz.
Semiz otu ayıklanıp bol su ile yıkanır. Küçük parçalar halinde doğranır. Eritilen tereyağı içine atılarak kavrulur. Piştikten sonra üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.
Malzemesi: Süt, kaymak, un, tuz, tereyağı, şeker.
Kaymak ve süt bir tencerede kaynatılır. Yavaş yavaş un ilave edilip, karıştırılarak pişirilir. Hamur alınarak başka bir tavada tereyağda kızartılır. Soğuduktan sonra üzerine şeker ilave edilerek servis yapılır.
Malzemesi: Kepeği alınmış buğday, kemikli et, nohut, tuz, su.
Buğdayın kepeği bulgur dövme dibeklerinde dövülerek alınır. Kepeği alınmış buğdaya göce denir. Göce suda iyice pişirilir. İçine kemikli et, nohut ve yeteri kadar tuz ilave edilir. İyice pişirildikten sonra üzerine kızartılan tereyağı ilave edilerek servis yapılır.
Malzemesi: Un, su, maya, tuz.
Yöremizde yapılıp yenen ekmektir. Ilık su ile karıştırılıp iyice yoğrulur. Yeteri kadar maya ve tuz ilave edilir. Ilık bir yerde dinlenmeye bırakılır. Mayalanan hamur tekneden kendürük üzerine alınır ve unlanarak açılır. Açılan hamur ateşle ısıtılan toprak saç üzerinde altı üstü çevrilerek pişirilir.
Malzemesi: Un, su, tuz, tereyağı.
Yeteri kadar un ile su karıştırılarak, tuz ilave edilir. Hamur iyice yoğrulur. Yoğrulan hamur küçük parçalara ayrılıp yufka halinde açılır. Açılan bölüme eritilmiş tereyağı sürülerek katlanır ve tekrar açılır. Açılan yufkalar toprak saç üzerinde pişirilir. Eritilen tereyağı iki yüzüne sürülerek servis yapılır.
Malzemesi: Süt, un, tereyağı, yoğurt, maya ve tuz.
Tereyağı süt içinde eritilir. Ilık sütle, un, maya ve tuz karıştırılarak hamur iyice yoğrulur. Mayalanmaya bırakılır. Mayalanan hamur çeşitli şekiller verilerek (halka, eş kenar, dörtgen, daire, saç örgüsü vb.) pazılanır. Pazılanan hamur parçaları yaylada fırın önüne getirilir. Üzerine yoğurt sürülerek fırına verilir. Pişen yayla kuruları fırından alınır. Fırının ısısı iyice azalınca tekrar fırına sürülür ve fırının içinde kurutulur. Hemen yenilebildiği gibi uzun kış gecelerinde veya sabah kahvaltılarında çayla birlikte servis yapılır.
Malzemesi: Hamur için; un, yumurta, tuz ve su, böreğin içi için; kıyma veya peynir, maydanoz, zeytinyağı.
Un, yumurta, tuz ve su karıştırılarak hamur yoğrulur. Hamur ikisi küçük, sekizi büyük olmak üzere on pazıya bölünür. Küçük pazının teki açılır, zeytinyağı sürülür ve dürülüp tekrar pazı haline getirilir. Sekiz büyük pazı tek tek açılıp yufka haline getirilerek temiz çarşaflara serilir. Biraz kurumaya bırakılır. Yağlanan küçük pazı tepsi büyüklüğünde açılır, hafif yağlanmış tepsiye serilir. Üzerine hafif yağ sürülür. Başka bir tencerede tuzlu su kaynatılır. Serilen pazılar tek tek dört eşit parçaya bölünür. Kaynar suya tek tek atılarak haşlatılır. Kevgir ile süzgece çıkarılır. Suyu temiz bezle silinir. Soğuduktan sonra tepsideki yağlı hamurun üstüne döşenir.
Sırayla döşenen bu hamurlar hafif yağlanır. İç olarak ister kavrulmuş kıyma - maydanoz ister rendelenmiş peynir - maydanoz konabilir. Hazırlanan içler hamurun her tarafına serilir. Bu şekilde sekiz büyük pazı tepsiye döşenir. Sona kalan küçük pazı açılıp, hafif yağlanır ve tekrar pazı haline getirilip, yufka halinde açılır. Tepsinin en üstüne serilir. Üstü hafif yağlanır. Fırında pişirilir. Piştikten sonra kare kare kesilerek, düğünlerde tepsi ile sofraya getirilir.
Malzemesi: Hamur için; un, yumurta, süt, bir kahve kaşığı tuz, tatlının içi için; dövülmüş ceviz içi, tereyağı, şerbeti için; limon, şeker ve su.
Un, yumurta, süt, tuz karıştırılarak hamur yumuşak bir şekilde yoğrulur. Hamur küçük küçük otuz pazıya bölünür. Pazılar tek tek incecik açılır. Yuvarlak şekilde açılan pazıların ucuna dövülmüş ceviz içi konularak yuvarlanarak sarılır. Yağlanmış tepsinin ortasından başlamak üzere bütün pazılar yuvarlanarak döşenir. Üstüne tuzsuz tereyağı kızdırılarak dökülür. Fırında pişirilir ve diğer taraftan şerbeti için şekerli su kaynatılır. Şerbetin içine bir limon sıkılır. Fırından çıkarılan sarı burma soğuyunca üstüne hazırlanan sıcak şerbet dökülerek dinlenmeye bırakılır. Soğuyunca servis yapılabilir.
Köroğlu destanı herkes tarafından bilindiğinden detaylı olarak burada anlatılmayacaktır.Destanın bilinen iki rivayeti olup bunlardan biri İstanbul, diğeri Azeri kökenlidir. Bu rivayetlerde kendi aralarında tali kollara ayrılırlar. Orta Asya'da anlatılanlar Azeri rivayetine göre uydurulmuştur.
Yazımızda Köroğlu'nun hayatıyla ilgili Sayın Profesör Faruk Sümer'in kitabındaki anlatımlarına değineceğiz. Bu kitapta anlatılanlara göre; Köroğlu'nun Bolu yöresinde faaliyetleri hakkında sekiz resmi belgeye rastlanmıştır. Bu belgelerden en eskisi 1580, en yenisi 1585 tarihlidir. Köroğlu'nun Bolu Sancağı ve komşu yörelerde faaliyetleri anlatılmaktadır.
Bolu Beyi ile Gerede Kadısı'na devlet merkezinden yazılan 1580 tarihli ilk belgede, Bolu Sancağı'nın Gerede kazasına bağlı Sayuk Köyü'nden Köroğlu adıyla tanınmış kimsenin evler bastığı, iki adamı yaraladığı, yörede yaşayanların aciz kaldıkları bildiriliyor.
9 Haziran 1581 tarihli Anadolu Beylerbeyi'ne yazılan diğer bir hükm-i şerif de ise "Köroğlu'nun KIBRUS (Kıbrıscık) kazasından Çakaloğlu Kara Mustafa ile birleşip celali oldukları ve yörede yağma ve tahriplerde bulundukları anlatıldığı gibi, aynı yıla ait diğer bir belgede adının Ruşen olduğu bildiriliyor. Bu vesikalarda kastedilen Köroğlu Ruşen'in destan kahramanımızdan başkası olamayacağı tam bir kesinlik kazanıyor. Köroğlu ve arkadaşı Kıbrıscıklı Çakaloğlu Kara Mustafa'nın birlikte başlarına topladıkları 20 - 25 kişi ile kuzeyde Amasra, güneyde Beypazarı, doğuda Ayaş olmak üzere faaliyet sahalarını genişlettikleri anlaşılıyor. Fakat Köroğlu bu faaliyetlerini daha fazla sürdürmeyerek 1585 yılında Ankara'ya bağlı Haymana'ya çekilip mütegallibeden Mahmud'a sığınmıştır. Bu tarihten sonra Köroğlu hakkında şimdilik bir belgeye sahip değiliz." demektedir.
Köroğlu'nun Çamlıbel'de yaşadığı ve kervan yollarını buradan denetlediği anlaşılmaktadır. Kıbrıscık'ta ise Köroğlu'nun bu günkü Köroğlu Tepesi'nde yaşadığına, zirvede bulunan ev yerlerinin Köroğlu'na, hatta aynı yerde bulunan taşlaşmış at izinin de Köroğlu'nun atına ait olduğuna inanılmaktadır. Kıbrıscık yaylalarından kervan yollarının geçtiği ve Köroğlu'nun bu yollara buradan hükmettiği belirtilmektedir. Köroğlu Tepesi çevresinde, orman içinde pek çok Çamlıbel vardır. Bu nedenle yaşadığı Çamlıbel'in Kıbrıscık çevresinde olduğu muhtemeldir. Çamlıbel'in Kıbrıscık'ta olma ihtimalini kuvvetlendiren diğer bir hususta Kıbrıscık'ta söylenen ama yazılı destanlarda geçmeyen dörtlüklerdir.
Kırbız şarabıyla besli
Meydana inerler sesli
Nesilleri aslan nesli
Yorar yırtar yer adamı
Kırbız şarabını içmişler
Can ile serden geçmişler
Bugün ardan göçmüşler
Bir er yırtar söker yeri
Yarın seyreyle bunlara
Kıyarlar tatlı canlara
Belenirler al kanlara
Yorar yırtar yer adamı
Hırlaşırlar arı gibi
Kapışurlar sürü gibi
Beş ayların seli gibi
Derelerden akar gelir
Yarın sen görürsün bizi
Kan tutar ovayı düzü
Birine yetmez yüzü
Yorar yırtar yer adamı
Bellidir yiğit yapısı
Şimdi toplanır hepisi
Açıldı çamlı kapısı
Birbirini teper gelir
Hamaylı taşırım cevahir kabı
Kimya imiş Çamlıbel'in turabı
Kamalak altında Kırbız şarabı
Tehin tehin içmek ister bu gönül
Köroğlum benler mertleri
Yumuşak ederler sertleri
Çamlıbel'in acar kurtları
Birbirini kapar gelir
Sabah seyreyle bunları
Alırlar tatlı canları
Köroğlu'nun aslanları
Aç kurtlar gibi yer adamı
Bizim ellerin beyleri
Yakar kandili kandili
İçip aslana dönerler
Kadeh döndürü döndürü
Yukarı divan köylerinde Karagöl'ün oluşumuyla ilgili anlatılan efsaneye göre; eskiden Karagöl'ün bulunduğu yerde bir köy vardır. Bir gün bu köye, Hızır Aleyhisselam gelmiş ve köyde her eve uğrayıp yiyecek bir şeyler istemiş. Fakat onu ne eve almışlar nede yiyecek bir şey vermişler. Son olarak köyün kenarında bulunan bir eve uğramış. Bu evde bir dul kadın çocuğu ile yaşıyormuş. Kadın ve çocuk kapıyı açıp, ne istediğini sormuşlar. Hızır yiyecek ve içecek istemiş. Kadın ve çocuk eve davet etmişler ve karnını doyurmuşlar. Hızır evden ayrılırken "kızım çocuğunu al ve hemen köyden uzaklaş sakın arkana da bakma" demiş ve ortadan yok olmuş. Bunun üzerine kadın çocuğu kucağına alarak köyden ayrılmış. Karagöl'ün Deveci Köyü tarafındaki sırta çıkınca merak etmiş ve geriye dönüp bakmış ve köyün göle dönüştüğünü görmüş. Ancak geriye baktığından dolayı da kadın kucağında çocukla birlikte oracıkta taş olmuş. Çevrede yaşlılar bu tepede kadının kucağında çocuğuyla taşlaşmış şekilde gördüklerini ifade etmektedirler.
Gökçe adında bir çocuk Kıbrıscık yaylalarında zengin bir ağaya çırak durur. Çobanla birlikte ağanın davarını güderler. Ağa çok sert ve acımasızdır. Birde çok sevdiği bir oğlağı vardır. Bir gün orman içinde sürüden ayrılan oğlağı kaybederler. Çoban kızar ve Gökçe'ye oğlağı bulmadan sürünün yanına dönmemesini söyler. Gökçe arar, fakat oğlağı bulamaz. Korkusundan geri de dönemez ve Allah'a yalvarır: "Ey güzel Allah'ım ya sen benim canımı al ya da beni bir kuş yap" der. Bunun üzerine ilahi bir ses de "dirseğini yala kuş olursun" diye hitap eder. Gökçe bu söz üzerine dirseğini yalar ve kuş olur. Kıbrıscık'ta orman içi yaylalarda geceleri oğlak gibi meleyen ve görülemeyen Gökçeoğlak denilen bir kuş vardır. Bu efsane bu kuş için anlatılır ve kuş olan Gökçe'nin halen oğlağı aradığı söylenir.
Yörede çok zengin bir ağa yaşar. Boy boy sürüleri vardır. Bu sürülerinde pek çok çoban çalışır. Bu çobanlardan birisi çok güzel kaval çalar ve çaldığı kavalla da övünür. Ağa sürünün yanına sık sık bu çobanın kavalını dinlemeye gelir. Çoban bir gün davarını Gelin Kayası mevkiine salar. Ağa yine çobanın yanına gelir. Çobana kaval çaldırır. İşte bu sırada bu yöreden gelin alcıları ile bir gelin geçmektedir. Ağa çobana "kaval çalışınla hep övünürsün. Şu gelen gelini görüyor musun? Onu bindiği atın solundan indir, sağından bindir. Bu kavalınla becerebilirsen önünde bulunan sürüyü sana vereceğim" der. Çoban kavalı alıp çalmaya başlar. Geline kaval sesiyle yalvarır, yalvarır. Gelin dayanamaz atın solundan iner, önünden dolaşır ve sağından ata tekrar biner. Ağa çobana sürüyü bağışlar ve gider.
İşte günümüzde Kıbrıscık'ta gelin ata binerken kavalla çalınan gelin havasının bu ezgi olduğu söylenir.
Güttüğümüz üç davar, ıslığımız dağları aşar.
Havlamasını bilmeyen köpek (istemeye istemeye giden köpek) sürüye kurt getirir.
Kurt dumanlı havayı sever.
Kurt koyuna babasını sormaz.
Samanın iyisini Mart'a koy, Mart'a koymazsan ala dananın gönünü (derisini) arda koy.
Yavaş atın tekmesi pek olur.
Koyun güden kurdu görür.
Yellik günün türküsü, yağmurluk günün uykusu.
Çobanlara yas günü, ağalara yat günü.
Öküzün damdan, çobanın elden olacak.
Yazın yaşa, kışın taşa oturulmaz.
Tuzsuz danadan çarık olmaz.
Yaş kesen baş keser.
Rüzgarsız harman olmaz.
Sel gider kumu kalır.
Yıkılan ağaca balta vuran çok olur.
Akıntıya karşı gidilmez.
Anamın ekmeğine kuru, ayranına curu demem.
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
Dört göz bir evlat içindir.
Teselli, gönlün yaylasıdır.
Yavaş tükürüğün sakala zararı vardır.
Danış babana, söylesin sana.
İyilik iyilik olsa koca öküze bıçak vurulmaz.
Öküzün ölürse tosun, hanımın ölürse kız al.
Laf dokuz boğum, düşün düşün öyle söyle.
Ata bin soy kök ara.
Sarı saman sarı altın.
Düşmanın iyisi, dostun kötüsünden iyidir.
Ölüm söz götürmez.
Cıba (tüyü alınmış) davar kuyruk sallar, akşama yağmur yağar.
Boş çuval ayakta durmaz.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
| DEYİMLERİMİZ | ANLAMI |
|---|---|
| Zangır zangır zangırdamak | Yüksek sesle kızarak konuşmak |
| Kuru sıkı sallamak | Yalan söylemek |
| Sülük gibi sarmak | Çok üstüne düşmek |
| Tükürdüğünü yalamak | Sözünden dönmek |
| Telli duvaklı gelin olmak | Namuslu kızın güzellikle gelin olması |
| Gücü kurumak | Çok üzüntü duymak |
| Canı burnuna gelmek | Çok sıkıntı çekmek |
| Kuyruğundan tutmak | Dedikodu etmek |
| Kene gibi sırnaşmak | Çok üstünde durmak |
| Yalap yalap etmek | Bir işi çabuk yapmak |
| Tekeden (öküzden) süt çıkarmak | Her konuda becerikli olmak |
| Pangal küngel gitmek | Aceleci ürkek halde gitmek |
| Sentül süntül gitmek | Sarhoş hal görüntüsünde olmak |
| Yüzelli yaz belli | Yapılacak işlerin sırasını bilmek (değiştirmemek) |
| El eline bakmak | Başkasının yardımına muhtaç olmak |
| Dokuz doğurmak | Büyük sıkıntı çekmek, zor durumda kalmak |
| Pişmiş aşa su katmak | Yapılacak işi bozmak |
| Burnundan gelmek | Sıkıntı içine düşmek |
| Teneşüre gelmek | Ölüme yaklaşmak |
| Salkım saçak | Dağınık olmak |
| Dabana kuvvet | Yürümek zorunda olmak |
| KELİME ADI | ANLAMI |
|---|---|
| Aba | Abla, büyük kız kardeş |
| Aga | Büyük erkek kardeş |
| Ahlat | Yabani armut |
| Ahar | Hayvan yemliği |
| Anaduz | Tarım aleti |
| Annaç | Karşı yamaç |
| Asar | Eski yerleşim birimi, ören |
| Ataşlık | Kibrit |
| Avla | Bahçe çiti |
| Bağdaşmak | Uyuşmak |
| Badılcan | Patlıcan |
| Bastak | Merdiven |
| Batılgan | Bataklık |
| Bazlamaç | Yörede yapılan ekmek |
| Beddelek | Münasebetsiz |
| Bıdımık | Az, azıcık |
| Bıldır | Geçen sene |
| Buruş | Armut, erik kurusu |
| Boduç | Toprak veya ağaç testi |
| Cember | Kadın başörtüsü |
| Cıbıldak | Çıplak |
| Cırmık | Tırnak izi |
| Cotara | Ağaç su kabı |
| Culuk | Hindi |
| Curu | Sıvı |
| Çevre | Başörtüsü |
| Çıngı | Tava |
| Çon | Kalça |
| Daraba | Bahçe çiti |
| Debildemek | Kımıldamak |
| Diha | Orada |
| Dize | Teyze |
| Doruk | Tepe |
| Döşek | Yatak |
| Dürü | Hediyelik giysi |
| Ellik | Eldiven |
| Ellek | Kalleş, kaypak |
| Emeyarar | Kullanılabilir,işe yarar |
| Emi | Tembih sözü |
| Emmi | Amca |
| Erezgi | Kilit |
| Esiran | Ekmek yapımında kullanılan demir alet |
| Ezeli | Eski |
| Essah | Gerçek |
| Ezza | Kibrit |
| Fıydarmak | Fırlatıp atmak |
| Firek | Kilit |
| Fistan | Kadın elbisesi |
| Gacı | Kardeş |
| Gasamak | Yapının çöküşü |
| Gaypak | Kalleş, dönek, güvenilmez |
| Gazel | Diş budak yaprağı |
| Gıyışık | Aralık |
| Gıymık | Küçük ağaç döküntüleri |
| Gölez | Köpek yavrusu |
| Gömgök | Masmavi |
| Göynek | Gömlek |
| Göz | Dolap |
| Gumpir | Patates |
| Guytak | Çukur |
| Ha | Evet |
| Hayat | Odalar arasındaki geniş koridorlar |
| Hela | Tuvalet |
| Helep | Yer elması |
| Hereni | Büyük tava |
| Hışdamamak | Ses çıkarmamak |
| Ibrık | Su kabı |
| Iccak | Sıcak |
| İ1istir | Süzgeç |
| Irkmek | Biriktirmek |
| İşlik | Kadın giysisi |
| Karakabuk | Kestane |
| Kelem | Lahana |
| Kezleme | Gözetleme |
| Kıbkızıl | Kıpkırmızı |
| Kemre | Hayvan gübresi |
| Kıymık | Ağaç çöp parçası |
| Küs | Dargın |
| Mahna | Bahane |
| Mahrama | Havlu |
| Mahya | Panayır |
| Mazlım | Uysal, uslu |
| Meh | Al |
| Mısmıl | Yenilebilir hayvan eti |
| Müstambel | Kullanılmış |
| Nacak | Balta |
| Oklağaç | Hamur açma aleti |
| Oyaza | Tembel, uyuşuk |
| Örük | Erik |
| Örükleme | Üst üste yığma |
| Össet | Hemen |
| Pala | Bez parçası |
| Pısmak | Saklanmak |
| Pislağaç | Ekmek yapım aleti |
| Salavatlamak | Uğurlamak |
| Saç | Ekmek pişirilen alet |
| Sayvat | Koyun, keçi barınağı |
| Seyirtmek | Koşmak |
| Sedir | Tahtadan yapılmış divan |
| Sergen | Raf |
| Sırça | Cam şişe |
| Sini | Tepsi |
| Sürgüç | Bulaşık Bezi |
| Tenha | Sakin |
| Tığan | Büyük tava |
| Tomusmak | Suratını asmak |
| Tülü | Şeftali |
| Uşak | Çocuk |
| Ürya | Rüya |
| Ünlemek | Seslenmek |
| Ya a | Olmaz |
| Yağlık | Mendil |
| Yemeni | Ayakkabı |
| Yemeni | Başörtüsü |
| Yenice | Hafif |
| Yo | Hayır, olmaz |
| Zahra | Hayvan yiyeceği |
| Zebil | Bol |
Yörede eski ve yeni ev tipi olmak üzere iki çeşit ev tipi görülmektedir.
Evler iki veya üç katlıdır. Yapı malzemesi olarak ağaç ve taş kullanılmıştır. Birinci kat taştan yapılmış olup, iç kısmı bölmeler halinde hayvanlar için kullanılmaktadır. Buranın ismine "dam" denir. Hayvanlar için iki ya da üç odaya ayrılmıştır. Hayvanların barındığı ve yaşadığı yerdir. Hayvanların gübrelerinin bahçeye atıldığı küçük bir delik vardır. Bu deliğe "temek" adı verilir. Damın yanındaki küçük bir bölmeye de "iç avlu" denir. Burada hayvanların günlük ihtiyaç maddeleri muhafaza edilir.
İkinci katta ev halkı yaşamını sürdürmektedir.Üç - dört oda bulunur. Katın iç görünümü dikkati çekecek bir özelliğe sahiptir. Odaların üst kısmına "iç tavan" evin üstünü örten kısma da "dış tavan" adı verilir. Odalar arasında bulunan geniş boşluğa "hayat" denir. Hayat kısmının üstü kapalı olmayıp dış tavan ile direkt bağlantılıdır. Hayattan odalara geçiş sağlanır.
Küllük (tuvalet) ile abdestlik denen kısım odaların biraz ilerisinde evin kuzey tarafında yer alır. Tuvalet ile abdestliğe bir kapı ayrılmıştır. Abdestlik iki bölmeden müteşekkildir. Birinci bölme günlük temizlik için kullanılır. İkinci bölmede su ihtiyacını gidermek için kullanılan güğüm, ibrik gibi su kapları bulunur.
Hayat kısmının ışıklandırılmasını sağlayan pencere dışarı az çıkmış durumdadır. Bir nevi balkon görünümündedir. Buraya "ayazlık" denir. Odalarda isim almıştır. Misafir odası, oturma odası, eşya odası gibi. Odaların içine göz gezdirildiğinde hepsinin aynı özelliğe sahip olduğu görülür. Hepsinde ocaklık (baca) mevcuttur. Duvarlarda büyük küçük bir çok göze (dolaplara) rastlanır. Ocaklığın sağ ve sol tarafında duvarı tamamıyla kaplayan iki büyük göz (dolap) bulunur. Soldaki göz banyoluk olarak, sağdaki göz de günlük yiyecekleri saklamak için kullanılır. Bu iki büyük gözün altında iki de küçük göz vardır. Buralarda günlük yakacak ihtiyaçları muhafaza edilir. Ocaklığın üstündeki rafa "ocakbaşı" denir. Burada aydınlanma araçları bulunur. Aydınlanma araçlarının yanı sıra kibrit, çakmak, saat vb. şeylerde konulmaktadır.
Oda kapılarının arkasında üc bölme halinde acık şekilde bulunan göze "kap kacak gözü" denir. Buraya mutfak eşyaları konulur. Büyük gözlerin üzerinde ocaklığın bulunduğu duvar hariç, tüm duvarı çevirecek şekilde sergen (raf) bulunur. Bu raflarda da mutfak eşyaları vardır.
Odaların içi boydan boya muşambayla kaplıdır. Üzerine kilim, halı serilir. Kilimin üzerinde genellikle bir kaç tane büyük minder bulunur. Odaların içinde birde somya görevini yapan oturma yerleri vardır. Bunlara "sedir" denir. Sedirin üstünde uzun ve dar sedir kilimi bulunur. Üzerine minderler ve kırlentler konur.
Odaları aydınlatmaya yarayan pencereler eski tip, aşağıdan yukarıya doğru açılıp kapanan pencere tipleridir. Geceleri aydınlanma eskiden çıra ve gaz lambası ile yapılırken bu gün elektrikle aydınlanma sağlanmaktadır.
Hayatın odalar ile abdestlik arasındaki kısmını boydan boya kaplayan büyük bir göz vardır. Burada yatak, yorgan, yastık gibi ihtiyaçlar bulundururlar. Bu göze "yüklük" denir. Evlerin dıştan görünümü : Her evin giriş kapısının bulunduğu yerde taşla çevrilmiş bir alan bulunur. Ortalama yüz metrekaredir. Bu alanın ismi "dış avlu" dur. Tarım araçları ve kışlık yakacak maddeleri burada muhafaza edilir. Evin bir kaç metre gerisinde yıllık hayvan yiyeceklerinin (saman, arpa) bulunduğu bir yer vardır, buraya "samanlık" adı verilir. Özellikle yangın tehlikesi için samanlıklar evlerden uzakta, "harman" denilen alanlarda bulunur.
Genellikle iki katlıdır. Birinci kat ardiyedir. Yakacak maddeleri bulunur. İkinci katta odalar vardır. Hayvanların yıllık yiyecek maddelerinin saklandığı ve barındıkları yer evden ayrı bir binadadır.
Ev ve hayvanların barındığı yer tek bahçe içine alınmıştır. Bu evler belli bir plan dahilinde yapılmakta olup, yörede yeni yeni görülmektedir.
Bunların dışında modern mimariye göre yapılmış evler de, özellikle ilçe merkezinde sayıları artan şekilde görülmektedir.
DÜĞMELERE DOKUNDUĞUNUZDA İLGİLİ KONU ALTTA AÇILIR.