11.06.1966'da Bolu'nun Kıbrıscık ilçesinde, Yazıca Köyü eşrafının Hamzalar sülalesinden Havva ve Hüseyin Belen'in 6 çocuğunun 5. olarak dünyaya geldi.
İlk ve ortaokulu Kıbrıscık'ta okudu. Devlet parasız yatılılık sınavında başarılı olarak 1980-1983 yılları arasında İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'nde yatılı olarak okudu. 1983 yılında girdiği Konya Selçuk Üniversitesi Jeodezi ve Fotoğrametri Bölümü'nden 1989 yılında mezun oldu.
Kardeşi İzzet'le aynı dönemi rastlayan askerliğinde İstanbul Tuzla Piyade Okulu'da Aralık 1989'da Yedek Subay Öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini, KKK. İstihkam Daire Başkanlığı'nda Asteğmen olarak 31.03.1991 tarihinde tamamladı.
Aynı yıl Kırklareli ili Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünde Harita Mühendisi olarak göreve başladı. Daha sonra atandığı Edirne'de kamu görevinin yanında HKMO. il temsilcisi olarak görev yaptı. 2006 yılında Ankara'ya yapılan ataması ile Bayındırlık ve iskan Bakanlığı ana birimlerinden olan Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü'nde Harita Mühendisi olarak görevini sürdürdü.
13.09.2009 tarihinde saat 03 sularında rahatsızlanarak kaldırıldığı Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 58 gündür verdiği yaşam mücadelesini 09.11.2009 günü saat 04 sularında yitirerek fani dünyadan ebedi aleme göçmüştü.
Kırklarelili Remziye Hanım'dan Elif ve Burak Kaan adında iki çocuk babası olan Necmi Belen, iyi derecede İngilizce bilirdi.
Allah'ım ne olur,
Yanılt beni !..
Yanan yüreğimi,
Dağlanan ciğerimdeki ateşi söndür,
Hayatımda ilk kez
Yanılmak istiyorum.
Musalla taşına giden yolda
Yanıltmanı istiyorum beni!...
İzninle kardeşim adına
Necmim için, Necmi kardeşim adına
Yanılmak istiyorum...
Azrail'le olan randevusunu
İptal etmeni istiyorum.
O'na çok, ama çok ihtiyacımız var.
Yüreğindeki sevgiye, "Tamam abi" deyişine,
Gülen, gülümseyen yüzüne
Sevdiklerine içten seslenişine,
Çocuklarının başında duruşuna,
Çok, ama çok ihtiyacımız var!...
Allah'ım...
Hiç kimse bilemez ki,
Yüreğimdeki sevgiyi, sevdamızı,
Birbirimize olan düşkünlüğümüzü.
Anlayamazlar ki kardeşim insanlar
Benim sana, senin bana olan sevgimi.
En yakınında olduğunu söyleyen insanlar bile.
Canım kardeşim,
Ne olursun yanılt beni,
Tekrar göreyim o gülümseyen yüzünü.
Başarmak için verdiğin savaşı
Hayatta kalmak için vermeni istiyorum.
Sevgini, sevgimi. sevgimizi
Geçmişte olduğu gibi,
Şimdi de, şimdiden sonra oa
Paylaşmak istiyoruz,
Seninle...
İlkinde babamı gördüm.
Acı ama gerçeği; ezan sesinde
Sabahın beşinde , bir Kasım günü
Son gördüğümden dört saat sonra
Erken çalan telefonla öğrendim.
Sonraki eniştemdi, hastanede
Yatıyordu biçar, helalleştim.
Çok değil, beş gün sonra
Yine sabah, yine telefonla
Ama ezan çoktan okunmuştu...
Onikiyi on üçe bağlayan Eylül sabahı
Senin için hastalandı diyordu.
Telefondaki o ağlamaklı ses, eniştem.
Yıkıldım, düğümlendi boğazım,
Koştuk hastaneye şaşkın ve üzgün.
Sen yatarken halsiz sedyede,
Bir umut var, dediler sözle.
Sarıldık o umuda, gözledik
Yolunu sabırla; bize, sevenlerine
Yine gülümseyebilesin diye.
Çok değil hepsi üç kezdi,
Görebildim seni dört duvar arasında,
Hastane odasında, gördün mü beni,
Duydun mu sesimi, bilmem ama
'Tamam abi' diyemedin bana...
İşte o an, ilkkez yanılmak istedim.
Musalla taşında yatanın üçüncüsü,
Benim gördüklerimin içinde,
Sen olmayasın diye, yalvardım.
Allah'ıma her gün senin için...
Onbeş gün önce, toplanmıştık
Biz kardeşlerin evde, giymiştin.
Bembeyaz bir atlet, doktora
Götürecektik seni hep beraber,
Güle oynaya pürneşe, gece düşümde...
Bugün dokuz, yarın On Kasımdı
Sabah altı, telefon acı acı çaldı.
Abimdi karşımdaki, işe gitme diyordu.
Sormadım, ben söyledim sebebini,
Yine yanıltmamıştı Allah'ım beni.
Tastamam elli sekiz gün sonra,
Saat dörtte söylemişler, ablamlara
Gelin buraya, kar beyazı atletini
Giydirin O'na, kardeşiniz NECMİ'ye
Koştuk hep beraber, hastaneye.
Orda düşümde gerçek oldu.
Kendi elimle giydirdim sana,
Gül kokusu sürülmüş, çörek otu
Serpilmiş, adına kefen dedikleri
O süt beyazı pamuk giysini,
Abimsin benim, canım abim.
Altı kardeşin beşincisiydin,
Dört biraderin üçüncüsüydün.
Kırkiki gün oldu bizi üzüntülere boğdun...
Yaşam mücadelesinden zaferle ayrılmanı bekledik hep,
Ne yazık ki umutlarımız tükenir oldu...
İkiz gibi büyümüştük sen ve ben,
Beraber ağladık, beraber güldük,
Sünnetimiz aynı gün oldu,
Askere de aynı gün gittik,
Bir sene uzatmasaydın
Sanırım üniversiteyi de aynı sene bitirecektik...
Çocukken seni üzüp ağlattığım çok olmuş...
Oysa sen şimdi beni en derinden ağlatıyorsun...
Annemin kuzularıydık biz,
Dua ederdi bizlere 'uykudan gayrı başımızı yastığa koymayalım diye'...
Unuttun mu?
Acelen neydi be abi?
Nereye gidiyorsun bizi bırakıp....
Hele hele öteki dünyaya gitmeye...
Niye bu kadar acelen vardı?..
Daha doymadık ki birbirimize...
Çocuklarımız büyüyecekler daha,
Okuyup adam olacaklar,
Mürüvvetlerini göreceğiz,
Belki torun da seveceğiz...
Öyle değil mi?...
Özlüyorum sesini, 'İZET' deyişini...
Gitme nolur...Daha yaşın şunun şurasında ne ki...
43'mü dedin... Allah'ın izniyle 53'leri,63'leri,görmeyecek miyiz 73'leri...
Sana hiç yapmadıklarını yaptıracaktım ben daha...
Rakı içirecektik, birada..
Belki sigara da tüttürürdün...
Ama olmadı, hep sağlığını düşündün...
Abimsin benim canım abim...
Takdir-i İlahi neyse o olur ama,
Bu sefer bizim istediğimiz olsun değil mi?...
Seni seviyoruz, bırakıp gitme bizi....
'ÖLÜM, düşerse bir şahın ayağına,
Kalırsa bir yavru yetim,
Ağlarsa gül dalı adın kalleş olsun'.
Hadi duy sesimi.....
(abimin yoğun bakımda geçirdiği 42. gün yazmıştım bunları).
CENNET MEKANIN OLSUN, NUR İÇİNDE YAT.
KARDEŞİN İZZET.
Düşerse yüreğine kişinin,
Göçerse öteye selvi boylum,
Kalırsa yavrusu öksüz-yetim,
Adın olsun senin, kalleş ölüm.
Düşürdün yüreğime ateşin,
Göçürdün öteye gül kardeşim,
Kaldı iki yavru öksüz yetim,
Lanet olsun sana, kalleş ölüm.
Doyamadık birbirimize biz,
Büyümedi ki evlatlarımız,
Yapmadık onlara düğünümüz,
Kahpemisin be sen, kalleş ölüm.
Yakışır mı yiğitlere ölüm
Sorar mı dostlar seni gülüm
Özlemez mi seni can yüreğim
Aldı bizden seni, kalleş ölüm
Yakıştı sana yiğidim ölüm
Sordu dostlar seni be gülüm
Özlüyorum seni can kardeşim
Vermez bize seni, kalleş ölüm
kalbimizi karelere böldük,
ortası bölünmedi;
çünkü orda sen vardın...
kanat çırpıp uçuşan,
beyaz bir güvercin vardı...
sen miydin, biz miydik,
gerçek güvercin miydi
ne yazık anlayamadık...
kalbimizin ortasında,
yapayalnız kalakaldık.
Bugün yine yalnızız
Dört duvar arasında;
Öyle suskun, öyle içli
Öylesine doluyuz ki…
Ağlıyoruz kendi kendimize
Konuşuyoruz duygularımızla;
Öyle sesli öyle hisli,
Öylesine üzgünüz ki…